Lütfen web tarayıcınızın Javascript desteğini aktif ediniz!

Lüküs Kamarada Kimler Oturur

Lüküs Kamarada Kimler Oturur

Lüküs Kamarada Kimler Oturur

Yıl 1990. İlkokul birinci sınıfı yeni bitirmişim. Dersler hallice. İç Anadolu’nun kurak bir yazındayız.

Derken derken üzerinde “Resmi hizmete mahsustur” yazan o Toros geldi ve bizi bir devlet griliğine götürdü.

Yuvaya gittiğim o günlerde önce düzenli yemeğe çok sevinmiş, meyve kasalarının artıklarından yaptığımız tahta kılıçlarla bolca oynamış, Göller Bölgesinin göllerini diyar diyar gezmenin keyfini çıkarmıştım.

Sonra sonbahar gelmeye başladı. Hem ne sonbahar.

Yapraklar dökülürken, yuvanın bahçesini her akşam bütün çocuklar süpürmeye başladık. Yöresel ağızda “gazel” denilen yaprakları Isparta’nın merkezinde insanların atmasına çok şaşırmıştım. Yaşadığım ilçede gazel, yufka ekmek pişirmek için kullanılan en değerli hammaddeydi. Yuvanın bahçesinde ise gazeller süpürülür, çuvallara doldurulur ve çöpe atılırdı. Devasa ağaçların getirdiği o gazel yığını, aralıksız iki ay kadar sürerdi. Bizim de her akşam yemeğinden önce onları süpürmemiz ve çuvallara doldurup atmamız tabi. 

Bu işi zevkli hale getirmek için yuva yöneticileri iş bitiminde yuvanın hemen yanında bulunan yurdun çay bahçesinde tüm çocuklara gazoz ısmarlardı. Dört kişilik masalarda tokuştura tokuştura içtiğimiz o gazozların tadı, Sezen Aksu’nun o meşhur şarkısının eşliğinde bize hayatı getirirdi.

    “Estirir ada yeli estirir,
     Seni sevindirir, 
     Beni küstürür,
     Lüküs kamarada kimler oturur?”

O an işte o gazozla bizler de lüküs kamaradaydık. Bizim kamaramızda. 

Bu rutin yıllar yılı devam etti. 

Sonra büyüdük. Artık yuvanın kenarındaki yurttaydık. Yıllarca gölgesinde serinlediğimiz, bahçesindeki çimenleri her yaz ellerimizde çim kesme makaslarıyla kestiğimiz, yurda gelir olsun diye yurttaki gençlerce işletilen, Ispartalı’nın yurttaki çocuklarla diyalog kurduğu hem düğün salonu hem de çay bahçesi olarak işletilen ağaçlarımızın kesilmesi gerektiği yuvaya Belediye tarafından bildirilmişti. 

Bunun üzerine yurt yönetimi her akşam yemeği öncesi kesilen ağaçların istiflenmesini yemeğe girmek için şart koşuyordu. İstifledik de. O ağaçlarla,o doğayla tüm bütünleşmemize inat, içimiz acıyarak.

Üzülmüştük. Biz zaten büyümüştük de, yuvadaki çocukların o sonbahardaki en önemli sosyalleşme alanlarından birisi gitmişti.

Artık onların Lüküs Kamaraları yoktu.


 

İçeriği Paylaş:

Yazar Hayat Sende

Hayat  Sende
Devlet koruması altındaki çocuk ve gençlerin hayata eşit, güçlü ve ayrımcılığa uğramadan atıldığı bir dünya için Hayat Sende...

İlginizi Çekebilir: