HOSPİTALİZM NEDİR VE ÇOCUKLARA NASIL ZARAR VERİR?
Nedir?
Hospitalizm, özellikle bebeklik ve erken çocukluk döneminde uzun süreli kurumsal bakım, hastane yatışı veya duygusal yoksunluk koşullarında büyüyen çocuklarda görülebilen gelişimsel ve psikososyal sorunları tanımlayan bir kavramdır. Çocukların yeterli sevgi, ilgi, bireysel temas ve süreklilik içeren ilişkilerden mahrum kalması durumunda ortaya çıkabilmektedir. Psikolojik açıdan bağlanma sorunları, gelişimsel gecikmeler, duygusal güçlükler ve sosyal ilişkilerde zorluklar gibi sonuçlara yol açabilir. Sosyal hizmet perspektifinden bakıldığında ise hospitalizm, çocukların bireysel ihtiyaçlarına yeterince yanıt verilemeyen bakım ortamlarında ortaya çıkabilen yapısal bir risk olarak değerlendirilmektedir.
Hayat Sende Derneği olarak devlet koruması altındaki çocuk ve gençlerin aile ortamında büyüme hakkını savunuyoruz. Koruyucu aile, evlat edinme, rehberlik ve mentorluk uygulamaları ile topluluk temelli destek mekanizmalarının güçlendirilmesi; çocukların güvenli ilişkiler kurabilmeleri ve aidiyet duygusu geliştirebilmeleri açısından büyük önem taşımaktadır. Çocukların kurumlar yerine güvenli, sevgi dolu ve istikrarlı aile ortamlarında büyümesi hem psikolojik gelişimleri hem de toplumsal uyumları açısından kritik bir role sahiptir.
Nasıl Ortaya Çıktı?
Hospitalizm kavramının ortaya çıkışı 20. yüzyılın ilk yarısına dayanmaktadır. Psikiyatrist R. A. Spitz’in 1940’lı yıllarda kurum bakımında yaşayan bebekler üzerinde yaptığı gözlemler, çocukların yalnızca fiziksel ihtiyaçlarının karşılanmasının sağlıklı gelişim için yeterli olmadığını göstermiştir. Spitz, sürekli ve güvenli bir bakım verenle ilişki kuramayan çocuklarda gelişimsel gerilikler, duygusal sorunlar ve bağlanma güçlükleri görülebildiğini ortaya koymuştur (Spitz, 1945).
Bu çalışmalar, çocukların sevgi, güven, ilgi ve istikrarlı ilişkiler kurma ihtiyacının da en az fiziksel ihtiyaçları kadar önemli olduğunu göstermiştir. Günümüzde sosyal hizmet, psikoloji ve çocuk gelişimi alanlarında hospitalizmin önlenmesi için aile temelli bakım hizmetleri, koruyucu aile uygulamaları, evlat edinme ve toplum temelli destek mekanizmaları ön plana çıkmaktadır.
Ayrıca Birleşmiş Milletler’in çocuk hakları yaklaşımı ve alternatif bakım rehberleri, çocukların mümkün olduğunca aile ortamında büyümesini öncelikli hedef olarak tanımlamaktadır. Bu nedenle ailelerin güçlendirilmesi, koruyucu aile hizmetlerinin yaygınlaştırılması ve kurum bakımının son çare olarak değerlendirilmesi çocukların yüksek yararının korunması açısından önem taşımaktadır.
Çocuklar Üzerindeki Belirtileri Nelerdir?
- yüzyılın başlarında Avrupa ve ABD’de terk edilen bebeklerin bakımının sağlandığı kurumlar bulunmaktaydı. Spitz’in bu kurumlarda yaptığı gözlemler sonucunda, yeterli bireysel ilgi ve duygusal temas alamayan bazı bebeklerde şu sorunların görülebildiği belirtilmiştir:
- Gelişimsel gecikmeler
- Yabancılara karşı aşırı korku veya yoğun tepki gösterme
- Çevredeki nesnelere karşı kaygılı davranışlar sergileme
- Fiziksel gelişimde gerilikler
- Sosyal etkileşimde azalma
Spitz, bu sorunların temel nedenlerinden birinin çocukların sürekli ve güvenli bir bakım verenle ilişki kuramaması olduğunu ileri sürmüştür. Çocukların duygusal ihtiyaçlarının uzun süre karşılanmaması durumunda bu etkilerin daha belirgin hale gelebildiği ifade edilmektedir.
İlerleyen yaşlarda ise hospitalizmin şu etkileri görülebilmektedir:
Duygusal istikrarsızlık: Çocuklar yoğun üzüntü, kaygı veya duygusal tepkisizlik yaşayabilir.
Sosyal geri çekilme: Sosyal ilişkiler kurmakta zorlanabilir ve sosyal etkileşimlerden kaçınabilirler.
Gelişimsel gecikmeler: Dil gelişimi, motor beceriler ve bilişsel gelişim alanlarında gecikmeler görülebilir.
Bağlanma sorunları: Güvenli bağlanma geliştirmekte zorlanabilir ve ilerleyen yaşamlarında ilişki kurma konusunda güçlük yaşayabilirler.
Düşük özsaygı: Kendilerine duydukları güven zayıflayabilir ve değersizlik duyguları yaşayabilirler.
Hospitalizmin Önüne Geçmek İçin Neler Yapılabilir?
Çocuk ve bakım veren arasındaki ilişkinin güçlendirilmesi
Bebekler ve çocuklar, yaşamlarının ilk dönemlerinden itibaren kendilerine bakım veren kişilerle güvenli ve sürekli ilişkiler kurmaya ihtiyaç duyarlar. Bu ilişkinin desteklenmesi hospitalizmin önlenmesindeki en önemli adımlardan biridir.
Bakımda sürekliliğin sağlanması
Çocukların bakımından sorumlu kişilerin sık değişmesi bağlanma güçlüklerine yol açabilmektedir. Bu nedenle çocukların mümkün olduğunca istikrarlı ve sürekli bakım veren kişilerle ilişki kurabilmeleri önemlidir.
Gelişim destekleyici etkinliklerin artırılması
Çocukların yaş ve gelişim düzeylerine uygun oyun, eğitim, sanat, spor ve sosyal etkinliklere erişebilmesi; bilişsel, sosyal ve duygusal gelişimlerini desteklemektedir.
Uzman desteğinin düzenli sağlanması
Psikologlar, psikolojik danışmanlar, çocuk gelişimciler ve sosyal hizmet uzmanlarının çocuklarla düzenli çalışması gelişimsel risklerin erken fark edilmesine ve gerekli desteklerin sunulmasına katkı sağlar.
Çocuk katılımının desteklenmesi
Çocukların görüşlerini ifade edebilmeleri, karar süreçlerine katılabilmeleri ve duygularını paylaşabilmeleri teşvik edilmelidir. Ayrıca çocuklarda görülebilecek depresyon, kaygı ve diğer ruh sağlığı sorunlarının önlenmesine yönelik çalışmalar güçlendirilmelidir.
Aile temelli bakım modellerinin yaygınlaştırılması
Koruyucu aile hizmetlerinin güçlendirilmesi, evlat edinme sisteminin desteklenmesi ve uygun durumlarda çocuğun biyolojik ailesiyle güvenli ilişkilerinin sürdürülmesi hospitalizmin önlenmesine katkı sağlayabilecek önemli uygulamalardır.
Sonuç
Hospitalizm üzerine yapılan çalışmalar, çocukların yalnızca korunmaya değil; sevgiye, aidiyete, sürekliliğe ve güvenli ilişkilere de ihtiyaç duyduğunu göstermektedir. Kurum bakımı çocukların temel ihtiyaçlarını karşılayabilse de bireysel ilgi, süreklilik ve aidiyet duygusu açısından aile temelli bakımın sunduğu fırsatları tam olarak sağlayamayabilir.
Biz Hayat Sende Derneği olarak, her çocuğun güvenli ilişkiler kurabileceği, kendisini ait hissedebileceği ve potansiyelini gerçekleştirebileceği bir ortamda büyüme hakkına sahip olduğuna inanıyoruz. Devlet koruması altındaki çocukların aile ve toplum temelli destek mekanizmalarıyla güçlendirilmesini, koruyucu aile ve evlat edinme hizmetlerinin yaygınlaştırılmasını ve çocukların yaşamlarında kalıcı, güvenli bağlar kurabilmelerini önemsiyoruz.
Çünkü devlet koruması altındaki her çocuk bir istatistikten ibaret değil; kendine özgü hikâyesi, ihtiyaçları ve hayalleri olan bir bireydir.
Kaynakça
Pinneau, S. R. (1955). The infantile disorders of hospitalism and anaclitic depression. Psychological Bulletin, 52(5), 429–452. https://doi.org/10.1037/h0045987
Spitz, R. A. (1945). Hospitalism: An Inquiry into the Genesis of Psychiatric Conditions in Early Childhood. Psychoanalytic Study of the Child.
Siz de Hayat Sende’ye bağışta bulunun, koruma altındaki çocuk ve gençlerin hayatlarına umut olun. Bağış yapmak için tıklayın






