Avrupa’daki İhtiyaç Sahibi Çocuklar Raporu 2022

Geçmiş

Çocuk yoksulluğunun ve sosyal dışlanmanın her türlüsünün ortadan kaldırılması, çocuk haklarının korunması ve desteklenmesinin ayrılmaz bir parçasıdır. Eurochild tarafından düzenli olarak toplanan AB çapındaki veriler ve kanıtlar, AB genelinde çocukların yaşadığı yoksulluk deneyimlerinin kapsamını ve doğasını ortaya koymaktadır. 2022 Eurochild Raporu, Avrupa’daki çocukları görünür kılmak için ulusal düzeyde çalışan üyelerimizden toplanan güncel ve ilgili bilgileri içermektedir. Bu rapor, çocukların ihtiyaçları ve bunların Avrupa Dönemi uygulamasında nasıl ele alındığına dair genel bir değerlendirmeye, iyi uygulamara ve işe yarayan çözümlere ve her bir katılımcı ülke için o ülkelere özgü tavsiyelere yer vemektedir.

Çocuk Yoksulluğu

2020’den bu yana Covid-19 salgını mevcut eşitsizlikleri daha da kötü hâle getirmiştir ve artan hayat pahalılığı ile enerji krizleri muhtemelen 2022’de daha fazla çocuğu yoksulluğa sürükleyecektir. Ayrıca, çocuklukta yaşanan yoksulluk, yaşamın ilerleyen dönemlerinde sağlık, eğitim ve istihdam sonuçlarını olumsuz etkilemektedir. Bu, sadece bireyler için değil, bir bütün olarak toplum için de korkunç bir maliyet teşkil etmektedir. Bu raporla Eurochild, sahadaki üyelerimizden iyi örnekleri derlemeyi ve bu kanıtları politika yapıcılarla paylaşarak çocuk yoksulluğuyla başarılı bir şekilde mücadele eden bir gündeme rehberlik etmeyi amaçlamaktadır.

Güncel Eurostat verilerine göre, çocuk yoksulluğu 2020’den 2021’e kadar %24’ten %24,4’e yükselmiştir. İspanya, Bulgaristan’ı geride bırakarak %33,4 ile AB’de çocuk yoksulluğunun en yüksek olduğu ikinci ülke olmuştur. 2020 ile karşılaştırıldığında 17 ülkede artış, 9 ülkede ise düşüş kaydedilmiştir. Romanya %41,5 ile en yüksek orana sahip ülke olmaya devam etmektedir. Bulgaristan ise %36,2’den %33’e düşerek en önemli düşüşü kaydetmiştir. Bu raporda yer alan bazı ülke profilleri bu trendlere ışık tutacaktır.

Dönem Raporları ve Öneriler

Eurochild, ulus ve Avrupa düzeyindeki gelişmelerin izlenmesinde ve Avrupa genelinde çocukların en acil ihtiyaçlarına sivil toplumun verdiği yanıtların desteklenmesinde önemli bir role sahiptir. Yıllık Avrupa Dönemi döngüsü, geniş makroekonomik ve sosyal politika gündemi içerisinde çocuklara yatırım yapılmasına öncelik verilmesini sağlamak amacıyla AB ve ulus düzeyindeki politika yapıcılara ulaşmak için çok önemli bir fırsattır. Avrupa Dönemi, AB politika koordinasyonunu ve ulusal politika reformlarını yönlendirmektedir. Bu nedenle Dönem sürecine dahil olmak, çocuk yoksulluğu ve sosyal dışlanmaya ulusal düzeyde öncelik verilmesini sağlamak için elzemdir.

Genel olarak, 2022 Avrupa Dönemi Ülke Raporları ve Ülkelere Özel Öneriler, her ülkenin ihtiyaçlarını genel olarak ele almakta ve genel politika yoluyla çocuklara dolaylı yoldan değinmektedir. Birçok ülke raporu, özellikle erken yaşlarda eğitime atıfta bulunmaktadır. Ayrıca, çocuklardan genellikle yoksulluk ve savunmasız haneler bağlamında bahsedilmektedir ancak göçmen kökenli çocuklar ve alternatif bakımdaki çocuklar gibi diğer savunmasız çocuklara nadiren atıfta bulunulmaktadır. Tüm Avrupa Ülke Raporlarının çocukların ihtiyaçlarını ele alması gerekirken, 2022 Ülkelere Özel Öneriler raporlarının yalnızca 9 tanesinin (Avusturya, Çekya, Almanya, Macaristan, İtalya, Litvanya, Polonya, Romanya, Slovakya) özellikle çocuk bakımı, çocuk yardımları ve eğitim ile ilgili olarak çocuk kelimesini içerdiğini öğrenmek hayal kırıklığı yaratmıştır.

“Ulusal hükümetler yardıma ihtiyacı olan çocukları ve aileleri tespit etmeli ve ihtiyaç duydukları desteği sağlamalıdır. Eurochild üyeleri sayesinde, çocuk yoksulluğuyla mücadele etmek, sosyal dışlanmayı önleyip bununla mücadele etmek, tüm çocukların haklarını korumak ve fırsat eşitliğini teşvik etmek için ulusal öncelikleri ve tavsiyeleri saptadık.” – H.E. Marie-Louise Coleiro Preca, Eurochild Başkanı

Avrupa Çocuk Garantisi ve Ulusal Eylem Planları

14 Haziran 2021 tarihinde Avrupa Konseyi, çocukların erken çocukluk eğitimi ve bakımı, eğitim, sağlık hizmetleri veya sağlıklı beslenme ve yeterli barınma gibi temel hizmetlere erişimini garanti altına alarak yoksulluk ve sosyal dışlanma ile mücadele etmek ve bunları önlemek amacıyla Avrupa Çocuk Garantisi Tavsiye Kararını kabul etmiştir. Avrupa Komisyonu, AB Üye Devletlerine Ulusal Eylem Planları geliştirmeleri çağrısında bulunmuştur.

Bu girişimle AB, çocuklara öncelik verilmesi yönündeki siyasi iradesini ortaya koymakta ve farklı politikalar aracılığıyla çocuk yoksulluğuyla çok yönlü olarak mücadele edilmesi gerektiğinin altını çizmektedir.

Avrupa Komisyonu; Üye Devletleri, 2030 yılına kadar olan dönemi kapsayan Çocuk Garantisi Ulusal Eylem Planları (UEP) geliştirmeleri ve uygulamaları konusunda kuvvetle teşvik etmektedir. Ulusal Eylem Planları her ülkenin kendine özgü gerçeklerine göre uyarlanmalı, çocukların özel ihtiyaçlarına cevap vermeli ve sivil toplum ve çocukların kendileriyle yakın iş birliği içinde olmalıdır. Yoksulluğun ve sosyal dışlanmanın nedenlerine odaklanan ve nesiller arası yoksulluk döngüsünü kıran bütüncül bir yaklaşıma ihtiyaç duyulmaktadır.

Bir Çocuk Garantisi Ulusal Eylem Planının geliştirilmesi ve uygulanması ulusal bağlama göre farklılık gösterebilir. Bu rapor hazırlandığı sırada, 12 AB Üye Devletinin halen Ulusal Eylem Planlarını sunmaları gerekmekteydi ve halihazırda yayınlanmış olanların içeriği bir ülkeden diğerine oldukça farklılık göstermekteydi. Bu rapora katkıda bulunan Eurochild üyelerinin çoğu, Çocuk Garantisi Ulusal Koordinatörleri tarafından düzenlenen istişarelere katılmıştır ancak bazı durumlarda üyeler istişareyi bir kutucuk doldurma alıştırması olarak tanımlamıştır. Sıkı teslim tarihleri, yetersiz şeffaflık ve çoğu durumda girdi sağlamaya davet edilen kuruluşların düşük temsili ve yetkililerden geri bildirim alınmaması, istişarenin daha zayıf düzeyde kalmasına neden olmuştur. Çocukların katılımı söz konusu olduğunda, sadece birkaç üye ciddi bir çocuk katılımı olduğunu teyit etmiştir.

2022 Eurochild Raporu, bu AB girişiminin 21 Avrupa Birliği ülkesindeki sivil toplum örgütleri tarafından ulusal düzeyde nasıl karşılandığına dair bilgiler sunmaktadır.

AB Finansmanı

AB finansmanı, çocuk yoksulluğuyla mücadelede kapsamlı yatırımlara ulusal düzeyde olanak sağlamaktadır. Çocuklara ve çocuk haklarını destekleyen programlara yatırım için kullanılabilecek ana finansman kaynakları Avrupa Sosyal Fonu+ (ESF+), Avrupa Bölgesel Kalkınma Fonu (ERDF), Avrupa’daki Mülteciler için Uyum Eylemi (CARE), İltica, Göç ve Entegrasyon Fonu (AMIF), Katılım Öncesi Yardım Aracı (IPA) ve Komşuluk, Kalkınma ve Uluslararası İşbirliği Aracı’dır (NDICI Global Europe). Bu rapor, Avrupa genelinde çocuklara yatırım yapmak için en çok hangi finansman kaynaklarının kullanıldığını belirlemektedir.

Bu bağlamda en çok kullanılanlardan biri istihdam, eğitim, beceri ve sosyal içerme girişimlerini destekleyen bir finansman aracı olan ESF+’dır. ESF+, 2021-2027 dönemi için yaklaşık 99.3 milyar Avroluk bütçesiyle AB’nin ‘insana yatırım’ için kullandığı ana araç durumundadır. ESF+ harcamalarının Avrupa Dönemi süreci kapsamında sunulan önerilere ve ülke analizlerine yanıt vermesi beklendiğinden, bu rapor ulusal düzeyde finansmana erişilebilirlik konusunda iyi uygulama ve bilgi sağlamayı amaçlamaktadır. Bu programlama döneminde, yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altındaki çocukların oranı 2017-2019 döneminde Birlik ortalamasından yüksek olan Üye Devletler, ESF+ kaynaklarının en az %5’ini çocuk yoksulluğuyla mücadele için hedeflenen eylemlere ve yapısal reformlara tahsis etmelidir[1].

Eurochild 2023 Avrupa Dönemi Eurochild Üyeleri için Öneriler

Belçika          

‘Belçika, çocukların yaşamlarını etkileyecek politika kararlarına etkili bir şekilde katılmalarını sağlamak amacıyla, bir grup temsili çocuğa sistematik olarak danışmak için harekete geçmelidir’

Bulgaristan    

‘Bulgaristan, çocuk koruma sisteminde reform yapmak üzere harekete geçmeli ve risk grupları için ayrı tedbirler içeren parçalı sektörel politikalar yerine çocuğun refahını hedefleyen kapsamlı ve sistematik bir yaklaşım geliştirmelidir’

Hırvatistan    

‘Hırvatistan, çocuk yoksulluğunu ve dışlanmasını önlemek için yerel temelli yeterli hizmet yelpazesini güvence altına alırken, sivil toplum kuruluşlarını ve çocukların görüşlerini AB fonlarının uygulanmasına ve ulusal politikaya dahil etmelidir’

Kıbrıs 

‘Kıbrıs, politika oluşturma sürecine sivil toplum katılımını ilerletmek için harekete geçmeli ve çocukların bu sürecin tüm adımlarına dahil edilmesini sağlamalıdır’

Çekya 

‘Çek hükümeti Çocuk Garantisi Ulusal Eylem Planı’nı derhal kabul etmeli ve uygulamalı, 3-15 yaş arası her öğrenciye eğitim süreçlerinin bir parçası olarak ücretsiz sıcak öğle yemeği sağlamalı ve özellikle savunmasız ve dezavantajlı çocukları hedef alan ve kamusal yaşamın kendilerini etkileyen tüm yönleri hakkında görüşlerini ifade etmelerine olanak tanıyan bir çocuk katılımı modeli izlemelidir’

Estonya          

‘Estonya yatırımları doğrudan çocuklara doğru yönlendirmeli çünkü yeşil veya dijital dönüşümlere yatırım yaparak çocukları unutuyor veya göz ardı ediyoruz’

Finlandiya     

‘Finlandiya, çocukların ve gençlerin ruh sağlığı konusundaki endişe verici sorunu ele almak için derhal harekete geçmeli ve önleyici tedbirlere yatırım yapmalıdır. Hizmetlerin geliştirilmesi ve herkes için ruh sağlığı desteğine erişimin sağlanması elzemdir’

Fransa

‘Fransa, küresel salgının gençler ve çocuklar üzerindeki sonuçlarını dikkate almalıdır. Karantina sırasında bazı çocuklar tehlikeye girmiş ve izole edilmiştir. Bunlar arasında aile içi şiddet, ruh sağlığı sorunları ve sosyal eşitsizliklerde artışa maruz kalanlar da vardır’

Almanya        

‘Almanya; eğitimin, nesiller arası yoksulluk döngüsünü kırmanın temel unsuru olduğunu kabul etmeli ve bu nedenle, okul içinde ve dışında eğitimde başarıyı teşvik eden ve ailelerinin sahip olduğu kaynaklardan bağımsız olarak çocukları destekleyen bir öğrenme ortamı yaratarak eğitimde eşitliği geliştirmek için harekete geçmelidir’

Yunanistan    

‘Yunanistan, küresel COVID-19 krizi ve yaşam maliyetlerindeki artış karşısında özellikle çocukların beslenmesine odaklanarak eşitsizlikleri azaltmayı amaçlayan bir mali politika izlemelidir. Yunanistan, eşitsizlikleri dolaylı vergilendirme (KDV) yoluyla değil, kişisel gelir vergisi gibi doğrudan vergilendirme yoluyla azaltmayı hedeflemelidir. Katma Değer Vergisinin çocuk beslenmesindeki tüm temel ürünlerden hariç tutulması ayrıca tavsiye edilmektedir’

İrlanda

‘İrlanda, ulusal amaç ve hedefleri olan hükümetler arası bir çocuk yoksulluğu stratejisinin uygulanmasını denetleyecek özel ve tam kaynaklara sahip bir Çocuk Yoksulluğu Ofisi kurmak için harekete geçmelidir’

İtalya  

‘İtalya, çocukların mevcut durumunu özellikle eğitim, dijital yoksulluk ve seslerini duyurma hakları konularında iyileştirmek için harekete geçmelidir. Bu talep BM Çocuk Hakları Komitesi tarafından da vurgulanmaktadır (2019)’

Letonya         

‘Letonya, ihtiyaç sahibi çocukların temel hizmetlere erişimini garanti altına alarak yoksulluk ve sosyal dışlanmayı önleyip bunlarla mücadele etmek için harekete geçmelidir’

Malta 

‘Malta erken yaşlardan itibaren çocuk haklarına öncelik vermek için harekete geçmelidir’

Kuzey İrlanda

‘Belfast/Good Friday Anlaşması ve 1998 Kuzey İrlanda Yasası kapsamında yasal bir görev olmasına rağmen, yoksulluk, sosyal dışlanma ve yoksunluk kalıplarıyla mücadele edecek bir Yürütme Stratejisi için yaklaşık 25 yıldır beklemekteyiz. Kuzey İrlanda halkı daha fazla beklemeyi göze alamaz’

Hollanda        

‘Hollanda, özellikle sosyal hakları olmak üzere çocuk haklarını ülke raporlarında yer alan politika çerçevesine entegre etmek için harekete geçmelidir’

Portekiz                     

‘Portekiz, çocuklara özellikle dikkat ederek, herkes için yüksek kaliteli sağlık hizmetlerine zamanında erişimin iyileştirilmesi yoluyla çocuk yoksulluğunun daha da kötüleştirdiği eşitsizlikleri azaltmak için harekete geçmelidir’

Polonya

‘Polonya, çocuklar için koruyucu aile bakımı da dahil olmak üzere bakımın kurumsuzlaştırılması sürecini etkin bir şekilde kolaylaştırmak için harekete geçmeli ve engelli çocukları geride bırakmadan her çocuk için aile temelli bakım seçeneklerinin mevcut olmasını sağlamalıdır’

Romanya       

‘Romanya, kamu önleme ve eşik bekçiliği politikaları, tedbirlerin uygulanması için halka açık finansman kaynakları ve ilgili bir dizi gösterge aracılığıyla çocuk yoksulluğunun azaltılmasına ve aile parçalanmasının önlenmesine katkıda bulunacak tutarlı bir plan oluşturmalıdır’

Slovenya        

‘Slovenya yoksulluğu azaltmak için harekete geçmeli, çocuk doktorları ve ruh sağlığı uzmanlarına erişim de dahil olmak üzere tüm çocuklar için sağlık hizmeti sağlamalıdır’

Slovakya        

‘Slovakya; geçmişlerine, ten renklerine, dinlerine, geldikleri ülkeye ve aile statülerine bakılmaksızın tüm çocukların haklarına saygı gösterilmesini sağlamak için güçlü ve hedefe yönelik adımlar atmalıdır’

İspanya          

‘Pandeminin sonuçlarından en fazla zarar görenler çocuklu ailelerdir. Bu bağlamda İspanya, özellikle en kırılgan gruplara yansıyacak olan yoksulluk ve eşitsizlikteki artışla mücadele etmek için özel politikalar uygulamalıdır’

Politika Önerileri

Eurochild üyeleri, hükümetleri ve karar alıcıları en savunmasız çocukları desteklemeye ve artan eşitsizlikleri önlemeye çağırmaktadır.

Özellikle Roman ve göçmen kökenli çocuklar gibi en hassas durumdaki çocukların, birçok Avrupa ülkesinde temel hizmetlere erişimde zorlandıklarını bildirmektedirler.

Artan enerji maliyetleri ve hayat pahalılığı krizi ışığında Eurochild, karar alıcılara çocukları siyasi gündemin merkezine koymaları çağrısında bulunmaktadır:

Erken çocukluk eğitimi ve bakımına erişimi destekleyin

Küçük çocukların çocuk bakımına katılımının genel olarak yüksek olduğu ülkelerde bile, yoksulluk ve sosyal dışlanma riski altındaki çocuklar, özellikle de Roman çocuklar ve göçmen kökenli çocuklar arasında bu oran keskin bir şekilde düşmektedir. Bunun çeşitli nedenleri olmakla birlikte, genellikle uygun fiyatlı (veya ücretsiz) kamusal alanların yetersizliği, Eurochild üyelerinin paylaştığı endişeler arasında üst sıralarda yer almaktadır. Ayrıca, Avrupa genelinde yüksek kalitede çocuk bakımının sağlanması için bakım işgücüne daha fazla önem verilmesi gerekmektedir.

Erken çocukluk eğitimi ve bakımı, çocukların sosyal ve bilişsel gelişiminde önemli bir rol oynamakta ve genellikle yaşamın ilerleyen dönemlerinde daha büyük başarılarla bağlantılı olmaktadır. Bu nedenle tüm hükümetleri, bu hizmetin kamu tarafından finanse edilen sunumunu genişleterek ve bakım mesleğini daha cazip hale getirerek bu yatırıma öncelik vermeye davet etmekteyiz.

Savunmasız çocukları koruyun ve destekleyin

Enerji maliyetlerindeki son artış ve bunun sonucunda ortaya çıkan hayat pahalılığı krizi, birçok çocuk ve aileyi daha da yoksulluğa sürüklemektedir. Ayrıca Eurochild üyeleri, Roman ve göçmen kökenli çocuklar gibi hassas durumdaki çocuklar arasında okulu erken terk etme oranlarının daha yüksek olduğunu bildirmektedir.

Ulusal hükümetleri, sağlık ve ruh sağlığı hizmetlerine ücretsiz ve eşit erişim sağlamak, sağlık ve ruh sağlığı hizmetlerini genişletmek veya okuldaki çocuklar için ücretsiz yemek programları başlatmak ve sosyal konut girişimlerini ve sosyal koruma tedbirlerini iyileştirmek için bu alandaki yatırımlara öncelik vermeye çağırıyoruz.

Çocuk haklarını çevrimiçi ve çevrimdışı olarak koruyun

Covid-19 pandemisinin öncesinde de -fakat özellikle sonrasında- dijital ortam günlük hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline geldi. İnternet, çocukların öğrenmesi, eğlenmesi için harika bir alan olmasına ve akranlarıyla etkileşim kurabilmelerine rağmen bu ortamın çevrimdışı ortamda var olan güvencelerden hâlâ yoksun olduğu inkar edilemez.

Mayıs 2022’de kabul edilen Çocuklar için Daha İyi İnternet (BIK+) stratejisi şüphesiz doğru yönde atılmış bir adımdır ancak dijital ortamda çocuk haklarının çoğu ulusal hükümetin odaklandığı bir alan olmaması endişe vericidir. Bu durum, Çocuk Garantisi Ulusal Eylem Planlarında ve Avrupa Dönemi Ülkeye Özgü Önerilerinde açıkça görülmektedir.

Üyelerimizle birlikte, ulus ve Avrupa düzeyindeki karar vericileri çevrimiçi çocuk haklarının korunmasında liderlik rolü üstlenmeye davet etmekteyiz.

Çocuk Garantisi’nin ulusal düzeyde uygulayın

Avrupa Çocuk Garantisine ilişkin Konsey Tavsiye Kararı, Üye Devletlerden Ulusal Eylem Planlarını (UEP) 15 Mart 2022 tarihine kadar sunmalarını istemiştir. Ancak, bu raporun hazırlandığı sırada birçok Üye Devlet henüz kendi Ulusal Eylem Planlarını sunmamıştı.

Hayat pahalılığı krizi ve Covid-19 sonrasında artan çocuk yoksulluğu nedeniyle, Üye Devletlerin Ulusal Eylem Planlarını bir an önce sunmaları ve bu planların sivil toplum örgütleri ve çocukların masaya getirdikleri uzmanlık, bilgi ve yaşanmış deneyimleri dikkate almaları zorunludur.

Çocukları kendi başlarına değişim aktörleri olarak kabullenin

Avrupa Çocuk Garantisinin başlatılması ve bunun sonucunda Ulusal Eylem Planlarının uygulanması, izlenmesi ve değerlendirilmesiyle birlikte Üye Devletlere, çocukların hayatlarını etkileyen kararlara etkili bir şekilde dahil olmaları için eşsiz bir fırsat sunulmaktadır.

Bununla birlikte, çok az Üye Devlet UEP’lerini hazırlamadan önce çocuklarla istişarede bulunmuştur ve çocukların geri bildirimlerinin planlara dahil edilip edilmediği veya bu istişarenin herhangi bir anlama sahip olup olmadığı genellikle açık değildir.

Bu durum hayal kırıklığına yol açsa dahi iyileştirme için fırsat mevcuttur. Eurochild ve üyeleri, ulusal hükümetleri Ulusal Eylem Planlarının uygulanması ve değerlendirilmesine çocukları sürekli olarak dahil etmeye çağırmaktadır.

AB finansmanının önündeki engellerin kaldırın

Eurochild üyelerinin çoğu AB finansman mekanizmalarının ve AB fonlarının kendi ülkelerinde nasıl kullanıldığının farkında olmakla birlikte, Avrupa kaynaklarının küçük ve orta ölçekli kuruluşlar için farklı nedenlerden dolayı erişilemez olduğunu da belirtmektedirler. Buna ek olarak, Avrupa finansman ekosisteminin karmaşıklığı sivil toplum kuruluşları için takip sürecini zorlaştırmaktadır.

Örnek vermek gerekirse, zaman açısından sürdürülebilirliklerinin düşük olması bu projeleri yoksulluk müdahaleleri için daha az uygun hale getirmektedir. Ayrıca, AB tarafından finanse edilen projelere başvurmak, özellikle küçük STK’ler için önemli idari ve hesap verebilirlik yükleri getirmektedir. Dil engelleri de yerel STK’lerin ulusötesi projeler için ortak bulmasını zorlaştırmaktadır ve birçok üye AB tarafından finanse edilen programlama, izleme ve değerlendirmeye ulusal düzeyde paydaş katılımının eksikliğini vurgulamıştır.

Çocuk koruma alanındaki yatırımları sürdürün ve güçlendirin

Son yıllarda, Avrupa genelinde kurumsuzlaştırma sürecini ilerletmek ve bakım altındaki tüm çocukların aile ve toplum temelli bir ortamda yaşamalarını sağlamak için çok ilerleme kaydedilmiştir. Bununla birlikte Covid-19 salgını, kurumlarda yaşayan çocuklar için ruhsal bakım da dahil olmak üzere sağlık hizmetlerine erişimde henüz tam olarak ele alınmamış boşlukları ortaya çıkarmıştır.

Ukrayna’daki savaşın neden olduğu son mülteci krizi, AB genelinde çocuk koruma sistemlerindeki zayıflıkları ve uyum eksikliğini ortaya koymaktadır. Çocuk koruma sistemi reformlarına ve bakımdan ayrılan gençlerin desteklenmesine duyulan ihtiyaç, bu rapor boyunca birçok Eurochild üyesi tarafından vurgulanmıştır. Ayrıca, ulusal hükümetleri ve AB’yi, ailelerin ayrılmasının önlenmesi ve refakatsiz çocukların korunması ve desteklenmesi konularına eşit önem vermeye ısrarla davet etmekteyiz.

 Çocuk haklarını Avrupa Dönem Döngüsünün merkezine yerleştirin

Avrupa Sosyal Haklar Eylem Planını uygulamaya konulmasıyla birlikte Avrupa Dönemi sosyo-ekonomik bir odak kazanmıştır. Çocuk yoksulluğuna ilişkin özel göstergeler içeren Sosyal Skor Tahtası’nın Dönem Döngüsünün merkezi bir unsuru olarak dahil edilmesi çabalarını takdirle karşılamaktayız. Ancak, hak sahibi olarak tanınmaları gereken çocuklardan Ülke Raporlarında ve Ülkeye Özgü Önerilerde nadiren bahsedilmektedir.

Eurochild, Üye Devletlerin daha iyi çocuk koruma standartları için bir araya gelmelerini ve Avrupa genelinde çocukların refahını güvence altına alacak reformları hayata geçirmelerini sağlamak üzere Ülkeye Özgü Önerilere çocuk haklarının anlamlı bir şekilde dahil edilmesi çağrısında bulunmaktadır.

Yazının orjinal linkine ulaşmak için tıklayınız. 

Bu yazı Ömer Mert Kılıç tarafından Hayat Sende Derneği adına Türkçeye kazandırılmış, kontrolü Gamze Bilir Seyhan tarafından yapılmıştır.

Bu yazı  “(In)visible Children”  başlıklı raporun  3. ve 10. Sayfaları dahil olmak üzere özet haline getirilmiştir. Pozitif sosyal dönüşüm için bağışlarınızla destek olun. Bağış yapmak için tıklayınız.


[1] Bu ülkeler Bulgaristan, Kıbrıs, Yunanistan, İspanya, Hırvatistan, Macaristan, İrlanda, İtalya, Litvanya, Lüksemburg ve Romanya’dır.

KORUMA ALTINDA YETİŞEN ÇOCUKLARDA BAĞLANMA

Bağlanma, bebeklerle bakım verenleri arasında duygusal olarak kurulan olumlu ve olumsuz ilişkiyi ifade eder. Bağlanma davranışları ise bebeğin, anne-babasıyla veya kendisine bakım veren kişi ile iletişimde kullandığı davranışlar olarak değerlendirilmektedir. Yani bağlanma en genel anlamda iki insan arasındaki yakın duygusal ilişki sonucu oluşan bağ olarak tanımlanmaktadır. 

Bağlanma Kuramı çocuk ve birincil bağlanma figürüyle iletişimi odağına almaktadır. Bu kurama göre yeni doğan bebekler, yalnızca onlara bakmaya ve korumaya istekli bir yetişkinin varlığında yaşamlarını sürdürebilirler. Henüz becerilerinin yeterli derecede gelişmemiş olmasına bağlı olarak bebeğin, kendisine bakım veren kişiye bağımlı olduğu görülür, bu bağımlılık sürecinde bakım verenle kurduğu birebir ilişki ise, onun zihinsel ve duygusal gelişimi için son derece önemlidir. Ayrıca çocuğa bakmakla yükümlü kişiler de çocuğun bakımını sadece bir görev olarak algılamazlar, bundan mutluluk ve tatmin de sağlarlar. Çocukla yaşadıkları etkileşimin sonucunda onunla aralarında hissettikleri bağ giderek güçlenir. Bu bağlanmanın oluşması sonucunda bebeklerde emme, uzanma, gülümseme, ağlama vb. davranış özellikleri etkili olur. Çocuk, birincil bağlanma figüründen ayrı kaldığında davranışlarında sapmalar olabilir, anksiyete davranışı sergileyebilir ve bu davranışlar bireyi olumsuz etkileyebilmektedir. Gelişim dönemlerine göre bağlanma stillerinin incelenmesi davranış sapmalarının anlaşılmasını sağlamıştır.

1.Aşama: Ön Bağlanma: İlk iki aylarında bebekler, insanlar ve nesneleri birbirinden ayırmayı öğrenir. 

2.Aşama: Oluşum Halindeki Bağlanma: 2-8 aylık arası bebekler, bakım verenleri ile yabancıları ayırt eder hale gelir. Bakım verene daha olumlu tepkiler verir ve ayrıldıklarında kızarlar.

3.Aşama: Gerçek Bağlanma: 8-18 aylık arası bebekler, bakım verenlerin daha ayrıntılı inceler, tepkilerine daha fazla ilgi gösterir, karşılık verir ve onlara yakın durmaya çalışırlar.Bakım verenlerinin tepkilerine daha fazla ilgi gösterirler. 

4.Aşama: Karşılıklı İlişkiler: 18 aylıktan itibaren çocuklar bakım verenleriyle ilişkilerinde daha hassastırlar. Sevgi, ilgi ve fiziksel temas arayışını ifade ederler.

Bağlanma teorisi John Bowlby ve Mary Ainsworth’un ortak teori çalışmasıdır. İngiliz asıllı bir psikolog olan Bowlby, bu teoriyi üretirken kendi çocukluk döneminden ilham almıştır. Annesi, çocukken fazla ilginin çocukları şımartacağını düşündüğünden dolayı sadece günde 1 saat görmesi, kendisine bakım verenin evden ayrılması ve annesinin ölümünden kalan travmalardan yola çıkarak bu teoriyi üretmiştir. 

Bowlby’e göre ruh sağlığı için önemli olan noktanın anne ve bebeğin aldığı keyiftir. Bebeğe birincil bakım verenin bebeğin sürekli yanında olması, fiziksel ve duygusal ihtiyaçlarını karşılaması, çocuğun davranışlarında sapma olmasını ve psikopatolojiye dönüşmesini engellemektedir. 

Bowlby’ın yaptığı araştırmalara göre bakım veren ile çocuk arasında kurulan güvenli bağ sayesinde çocuğun, sevgi ve onaylanma ihtiyacı karşılanır. Bunun yanında bağlanmanın; bakım verenin, çocuğun temel ihtiyaçlarını karşılayarak güven duygusunu öğretmesi gibi işlevleri vardır. Çocuk değerli ve önemli olduğu hisseder. Böylece çocuk çevresini tanıyabilecek  ve keşif yapabilecek sonra da güvenli bölgesine yani bakım verenine geri dönebilecektir. 

Bowlby’ye göre bireyin değişkenliği 0-4 yaş arasıdır ve büyüdükçe bireyin değişime direnci artar. Ainsworth ise metodolojisi sayesinde Bowlby’nin teorilerini keşfetmiştir. Bebeğin bağlanma figürünü güvenli bir liman olarak gördüğünü vurgulamıştır.  Bebek için tanıdık olmayan durumlara maruz kalmadan ebeveynleriyle arasında güvenli bir bağlanma oluşması oldukça önemlidir. Tanıdık, güven olmadan yaşamına devam etmek zorunda kalan bireyin ise gelecekteki yaşam partneriyle yaşadığı romantik ilişkileri ve günlük hayattaki ilişkileri olumsuz etkileneceği öngörülmektedir. Ergenlikte bağlanmada ise içsel ve dışsal sorunların ebeveyn-çocuk ilişkisini şekillendirdiği görülür. Bağlanma ergenlerin geçmiş deneyimlerini kapsar, çocukluğundaki deneyimleri ortaya çıkarabilir. Birey bu süreçte bireyselleşir ve kimliğini oluşturur. Yetişkinlikte bağlanmada ise yetişkinlerin ilişkilerinde bebeklik döneminden izler taşıdığı gözlemlenmiştir. Ainsworth, bağlanma davranışı sisteminden gelen sinyalleri uyarlayarak kişilerin güvenli bağlanma stillerini ortaya çıkarmıştır. 

Bağlanma stilleri güvenli bağlanma, güvensiz bağlanma, kaygılı bağlanma ve saplantılı bağlanma olarak dörde ayrılır:                

1.Güvenli Bağlanma: Bu bağlanma stilinde bebeğin bakımı sağlıklı bir şekilde verilmiştir. Duygusal, fiziksel ve her yönden ihtiyaçları karşılanmıştır. Bebek ihmal edilmemiş, yeterince ilgilenilmiş, güçlü bağlar oluşturulmuştur. Yani yeterince sevilmiş, sayılmış ve dengeli davranışlarla büyütülmüştür. Bu şekilde yetişen çocukların iletişim becerileri ve kendini ifade etme kabiliyetleri iyidir. Yetişkin olduklarında rahat ve sağlıklı iletişimler kurabilirler.

2.Kaçıngan Bağlanma: Bu bağlanma stilinde bakım veren kişi, çocuğa karşı mesafeli ve soğuktur. Çocuk ihmal edilmiş, yeterince şefkat, ilgi ve sevgi görememiştir. Bu şekilde yetişen çocuklar, dış dünyayı güvensiz olarak algılar, iletişimden ve bağ kurmaktan kaçınırlar, çoğunlukla içe dönük bir şekilde yaşarlar. Genellikle ilgi veya iletişim gibi beklentileri olmaz ve teması sevmezler. Destek ve yardıma kapalıdırlar,. Yetişkinlik sürecinde bireyselliği tercih ederler. Kendilerinden başka kimseye güvenmez ve başkalarının düşüncelerini önemsemezler. Kısa süreli ilişkiler yaşarlar.

3.Kaygılı Bağlanma: Bu bağlanma stilinde bakım veren, çocuğa karşı yeterince güven, sevgi, ilgi vermemiştir. Belli bir oranda mesafelidir. Bakım veren çocuğun yanından bir süre gidip gelse bile çocukta tekrar gideceğine dair korku ve kaygılar oluşur ve bunlar kolay kolay giderilmez. Çocuk sık sık olumsuz tepkilerle ve eleştirilerle karşılanır. Yeterince güven ortamı sağlanmayan çocuk, kendinden şüphe eder; sürekli huzursuz ve kaygılı olur. Başkalarını kendinden daha üstün, değerli ve yeterli görür. Olumsuz benlik algısına sahiptirler. Sevilmeyip onaylanmayacaklarından korkarlar ve derin bağlar kuramazlar. Terk edilme korkuları vardır ve takıntılı davranışlar gösterme eğilimindedirler.

4.Korkulu Bağlanma: Bu bağlanma stilinde bakım veren, dengesiz ve tutarsız davranışlara sahiptir. Bir ilgilenip bir ilgilenmeyerek çocukta hasarlara ve güven problemine yol açar. Çocuğun duygularıyla oynanarak duygusal sarsılmaya sebep olur. Sağlıklı güven alanı oluşturulamadığı için dünya onlara güvensiz gelir çünkü ne tepkiyle karşılaşacaklarını bilemezler. Bu yüzden bağlanmaktan kaçınırlar. Bakım veren kişiye düşkün olabilirler. Davranışları ve tepkileri belirli değildir, kestirilemez. İlişkilerde aynı anda hem yaklaşıp hem de uzaklaşabilirler. Hem kendilerine hem çevreye güvenmezler.

Peki Bağlanmanın Uzun Vadeli Etkileri Nelerdir?

Bakıcılarıyla erken dönemde güvenli bağlanma geliştiren çocuklar yaşları ilerlediğinde daha yakın arkadaşlıklar kurmuşlardır. Bundan çıkan sonuç güvenmeyi ve olumlu etkileşimde bulunmayı öğrenen çocukların bu becerileri sonraki ilişkilere uygulayabildiğidir.

Bowlby, araştırmaları sonucunda bakım veren ile çocuğun erken yaşta ayrılmasının kişilik problemlerine, zihinsel hastalıkları ve suça sürüklenmeyi artırdığını gözlemlemiştir. Gelişim sürecinde çocuk, aile dinamikleri ne kadar elverişli ya da elverişsiz olursa olsun bakımını yapan kişilere bağlanma ihtiyacı içerisindedir. Kurum bakımında kalan çocuklar ise bu bağlanma ihtiyaçlarını kurumda bakımlarını sağlayan meslek elemanları ile sağladıkları için süreklilik içeren bir ilişki kurmakta zorlanırlar. Kurumlar aile ortamından hem organizasyon hem de katılımcıların rolleri bakımından farklılaşmaktadır. Bir müdür, bir müdür yardımcısı tarafından yönetilen kurumlar, çocukların topluca bir arada yaşamaları için organize edilmiş bir örgüt yapısına sahiptir. Kurum bakımı az sayıda uzman personelin çalıştığı, otoriter bir disiplin ve merkeziyetçi bir yönetim anlayışının olduğu toplu bakım şekli olara karşımıza çıkmaktadır. Yetiştirme yurtlarındaki bakım verenlerin sürekli değişmesi ve çocukların güvenli bir şekilde bağlanabileceği sabit bir kişinin olmaması nedeniyle, çocuklar yakın, sıcak ve süreklilik gösteren, duyarlı bakım veren bir yetişkin ilişkisinden yoksundurlar. Bu durum sonucunda çocuklar hem güvenli bağlanmada ciddi sıkıntılar yaşar hem çocukların ileriki hayatlarında psikolojik ve sosyal olarak birtakım sorunlarla karşı karşıya kalmasına sebep olabilir. 

Sosyal Hizmet disiplininde Bowlby’nin bağlanma kuramı ve geliştirilen bağlanma kuramı kavramları; bireyin gelişiminin ilk aşaması olan bebeklikte birincil bakım veren ve bebek arasındaki ilişkiyi anlamayı ve bireyin ergenlik ve yetişkinlikteki ilişkilerini anlamayı sağlar. Müdahale sürecinde bağlanma stillerini bilmek, birincil bakım veren ve çocuk arasındaki ilişkinin önemini anlamak uzman ve müracaatçı arasında iletişimi sağlar. Bowlby’nin bağlanma kuramı sosyal hizmet uzmanının; bebeklik döneminde birincil bakım veren ile bebeğin arasındaki ilişkinin önemini, çocuk ve birincil bağlanma figürü arasındaki iletişimi, bağlanma stillerini, ergenlikte bağlanmada içsel ve dışsal sorunların ve ebeveyn ilişkilerinin önemini, yetişkinlikte bağlanmada bebeklik dönemindeki yaşantının önemini anlamasını sağlamaya yardımcı olur.

Bağlanma kuramı dikkate alınarak koruma altında yetişen çocuklar alanında çeşitli politikalar geliştirilmelidir. Çocuk bakım kuruluşlarında bakım verenlerin seçilme süreci daha hassas yürütülmelidir. Sadece kağıt üzerinde bir yetkinliğe sahip olan değil çocuk gelişimi ve psikolojisine de hakim bakım personelleri istihdam edilmelidir. Her çocuğun bir aile yanında hayata hazırlanması için öncelikle biyolojik ailenin güçlendirilmesi esas alınarak ebeveyn ve çocuğa yönelik yalnızca ekonomik değil psikososyal güçlendirme çalışmaları bir düzen içinde yürütülmelidir. Biyolojik ailenin güçlendirilmesinin mümkün olmadığı durumlarda aile temelli bakım modellerinden koruyucu ailelik ve evlat edinme uygulamalarının tüm çocuklar için hayata geçirilmesi gerekmektedir. Bağlanma kuramı bir çocuğun hayatının her döneminde ilgi, sevgi ve şefkat içeren bir ilişki içinde olma ihtiyacını vurgulamaktadır. Bu nedenle her çocuğun sevgi dolu bir ailede büyüme hakkını savunmak ve aile temelli bakım modellerine yatırım yapmak çocuğun üstün yararı için hayata geçirilmesi gereken en önemli politikalardır. 

Bu yazı Emircan Dündar, Sueda Kara, Elif Melisa Akgün, İlkur Erbulut, Aslıhan Çeri Arıcı, Nagihan Alkan tarafından Hayat Sende Derneği adına derlenmiştir. 

Pozitif sosyal dönüşüm için bağışlarınızla destek olun. Bağış yapmak için tıklayınız

Anahtar kelimeler: aile, çocuk, koruma, korunmaya ihtiyacı olan çocuk, bağlanma, bağlanma kuramı, bowlby, mary ainsworth, yetiştirme yurdu, çocuk yuvası, sevgi evi, koruyucu aile, evlat edinme, gönüllü aile

Geçmişten Günümüze Sosyal Hizmetin Gelişimi

Sosyal hizmet mesleği, insan hakları ve sosyal adaleti temel alan, sosyal değişimi destekleyen, bireylerin güçlenmesini ve özgürleşmesini destekleyen uygulama temelli bir meslektir. Bireylerin gereksinimlerini bir bütün olarak gören sosyal hizmet mesleği, meslek olma sürecinde bazı zorluklar ile karşılaşmıştır. Bu zorlukların temelinde, sosyal yardımlaşma ve dayanışmanın geleneksel bir uygulama olması yatmaktadır. İlkel toplumlarda  mikro ve makro düzeyde kişilerin sosyal örgütlenmesi içinde birbirleriyle ihtiyaçlara yönelik iletişimleriyle başlayan sosyal yardımlaşma, günümüze gelinceye kadar, toplumların sosyal, ekonomik, politik yapılanma biçimlerine göre çeşitli evrelerden geçmiştir. Dinsel, hümanist ve sosyal adalet olarak bilinen bu yaklaşımlar uzun süre sosyal yardımlaşma ve dayanışmanın sahip olduğu düşünce tarzını biçimlendirilmiştir.

Türkiye’de sosyal hizmetin temel konularından birini oluşturan çocuk bakım sisteminin ilk temeli 1822 yılında “Çocuk Islahevlerinin” kurulmasıyla atılmıştır. Devlet korumasındaki çocuklar sorununun büyümesi üzerine halkın girişimiyle çözüm arayışlarına girilmiş, çözümlerin yetersiz kalması üzerine Devlet kanalıyla çözümler aranmıştır. Cemiyetler Kanunu 16 Ağustos 1909 tarihinde yayınlanınca korunmaya ihtiyacı olan çocuklar için kurulan yardım cemiyetleri hukuki bir çerçeveye kavuşmuştur. Meşrutiyet döneminde İttihad ve Terakkinin destekleriyle ebeveynlerinden yoksun olan çocuklar sorununa çözüm amacıyla Darüleytamlar açılmıştır. Devlet eliyle kurulan Darüleytamların yetersizlikleri sonucu kapanması üzerine devlet korumasındaki çocuklara bakım sağlamak amacıyla  yeni bir arayış içerisine girilmiştir. 28 Mart 1918’de Himaye-i Etfal Cemiyeti’nin bünyesinde “Hanımlar Heyeti” kurulmuştur. 1920 yılında kurulan TBMM çocuk haklarının da içinde yer aldığı Sosyal Hizmetlerin temini için önemli düzenlemeler yapmıştır, konuyla ilgili çalışmalar Sağlık ve Sosyal yardım Bakanlığınca yürütülmüştür. Meclis kurmuş olduğu “Sosyal Yardım Komisyonu” aracılığıyla Ankara’daki Çocuk Yuvalarının denetimini gerçekleştirmiştir. 1921 yılında Himaye-i Etfal Cemiyeti kurulmuştur. Bu arada Türkiye 1924 tarihli Cenevre Çocuk Hakları Bildirgesini imzalayan ülkelerden biridir.


Ankara’da 30 Haziran 1921 tarihinde kurulan Himaye-i Etfal Cemiyeti, kadın, çocuk ve aile alanında birçok çalışmayı başlatmıştır. Himaye-i Etfal Cemiyetinin adı 1935 yılında Türkiye Çocuk Esirgeme Kurumuolarak değiştirilerek resmi statü kazanmıştır.
Ayrıca Medeni Kanun, Belediyeler Kanunu, İş Kanunu ve Ceza Kanunu 1923 ile 1945 yılları arasında yürürlüğe girmiştir, bu kanunlarla çocukların korunması hayırseverlik yaklaşımından ayrılarak akılcı, bilimsel ve yasal yaklaşımlara bağlanmıştır. 1983 yılı öncesinde, sivil toplum örgütleri, çeşitli kamu kuruluşları, yerel kuruluşlar vb. tarafından sunulan sosyal hizmetlerde yaşanan büyük aksaklıklar sonucu, bu duruma bir son verip sosyal hizmetlerin tek elde toplanarak, devlet çatısı altında kamu ve toplum kaynaklarıyla, profesyonel bir anlayışla verilmesini öngören 2828 Sayılı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanunu 27.05.1983 tarihli ve 18059 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.  Bu Kanunun amacı; korunmaya, bakıma veya yardıma ihtiyacı olan aile, çocuk, engelli, yaşlı ve diğer kişilere götürülen sosyal hizmetlere ve bu hizmetleri yürütmek üzere kurulan teşkilatın kuruluş, görev, yetki ve sorumluluklar ile faaliyet ve gelirlerine ait esas ve usulleri düzenlemektir. Kanunla sosyal hizmetlere ilişkin geniş perspektifte tanımlar yapılarak, görevler sıralanmış ve Kanunla verilen görevleri yapmak üzere Sosyal Hizmetler Danışma Kurulu ile Başbakanlığa bağlı kamu tüzel kişiliğine sahip katma bütçeli Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü kurulmuştur. Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğünün merkez teşkilatı Ankara´da olup, Başbakanlığa bağlanan Kurum, 81 il ve 35 ilçede taşra teşkilatını kurmuş Kuruluşları aracılığıyla korunmaya ihtiyacı olan; aile, çocuk, genç, özürlü, yaşlı ve topluma yönelik hizmetlerini sürdürmektedir. Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanunu profesyonel yaklaşımın sonucudur. Böylece hizmetlere bir kalite ve standart getirilmiştir. Sosyal Hizmetlerin tek elde toplanarak, sosyal devlet ilkesi çerçevesinde profesyonel olarak verilmesi çok önemli bir gelişme iken sosyal hizmetlerin bir alanı olan korunmaya ihtiyacı olan  çocuklar alanında 2003 tarihli Aile Mahkemeleri Kanunu, 2005 tarihli Çocuk Koruma Kanunu ve Denetimli Serbestlik ve Yardım Merkezleri ile Koruma Kurulları Kanununun yürürlüğe girmesi, gündüzlü rehabilitasyon merkezlerinin Milli Eğitim Bakanlığına devredilmesi ile Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü, Özürlüler İdaresi Başkanlığı, Aile Araştırma Kurumu, Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü vb. sosyal hizmet ve sosyal yardım kurumlarının kurulması sosyal hizmetler alanında tekrar dağınıklığı ve çok başlılığı getirmiştir.

Bu dağınıklığa ek olabilecek bir gelişme ise 2828 sayılı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanununun değiştirilmesine yönelik Tasarı Taslağının uzun süreden beri gündemde tutulmasıdır. Taslağa göre sosyal hizmetlerin sunumunda gönüllülük ve hayırseverlik esas alınmakta, sosyal hizmetlerin ve kuruluşların yerel yönetimlere, vakıf vb. oluşumlara devri ve dolayısıyla taşeronlaştırılarak özelleştirilmesi öngörülmekte, eski sisteme dönülerek, daha çoklu bir yapının ve olası risklerin yaşanmasının önünün açılması tehlikesi doğmaktadır. Sosyal hizmetlerde gönüllü katkısı ve doğal olarak insan sevgisi merkezi önemde, ancak sosyal hizmetler, hayırseverlik temelinde yürütülemeyecek ve insanların vicdanına bırakılamayacak kadar önemli ve bilimsel yaklaşım gerektiren bir hizmetler bütünüdür. 

Sosyal Hizmetlerin ülkemizdeki gelişiminde de hayırseverlik yaklaşımından uzaklaşılarak, sosyal hizmetin bir hak olarak görülmesi ve bilimsel bir meslek alanı haline getirilerek, Devlet tarafından verilmesi yolunda epeyce mesafe alınmıştır.

Günümüzde de sosyal hizmetin kamu, özel sektör ve STK kanallarının geliştiğini söylemek mümkündür. Hayat Sende ve ÇAÇAV gibi STK’ların geliştiğini; çocuk evleri siteleri, ev tipi sosyal hizmet birimleri, çocuk yuvaları, yetiştirme yurtları, evlat edinme, koruyucu aile hizmetleri gibi modellerin geliştiğini söyleyebiliriz. 

Yararlanılan Kaynaklar

SOSYAL HİZMET UYGULAMALARINDA HAYIRSEVERLİK YAKLAŞIMI GERİ Mİ DÖNÜYOR-DÖNDÜ? https://www.sosyalhizmetuzmani.org/sosyal_hizmet_hayirseverlik.htm adresinden alındı

Yazının orjinal linkine ulaşmak için tıklayınız.

Bu yazı Meryem Melkuc tarafından Hayat Sende Derneği adına  özet haline getirilmiş, kontrolü İlayda Şen tarafından yapılmıştır.

 Pozitif sosyal dönüşüm için bağışlarınızla destek olun. Bağış yapmak için tıklayınız.

Hayat Sende Yönetim Kurulu Başkanı Tuğçe Ekin’den Mesaj Var!

Hayat Sende diyerek çıktığımız yolculukta 14 yılı tamamladık. Koruma altındaki çocuklar ile korumadan ayrılan bireylerin hayatlarına dokunmak için profesyonel çalışan, üye, gönüllü, destekçi hep birlikte heyecanlı ve yorucu bir yılı geride bıraktık. 2021 online toplantılar, eğitimler ve projeler ile koruma altında yetişen çocuk ve gençlerin karşılaştıkları güçlüklerle ilgili farkındalık oluşturduğumuz; koruma altında yetişen gençleri güçlendiren imza projeleri gerçekleştirdiğimiz bir yıl oldu.

Yüz yüze ve online çalışma düzenini harmanlayarak Türkiye’nin hatta dünyanın her yerinden insanlarla çalışma fırsatı yakaladık. Sonucunda koruma altında yetişen çocuk ve gençlerin hayata güçlü ve eşit fırsatlarla atıldığı bir dünya hayalimize doğru yılmadan yürüdük, dijital iletişimde kullanabileceğimiz her yolu amacımıza uygun kullanmaya çalıştık. 2021 yılının yeni büyüme ve yenilenme sancılarını tüm destekçilerimizle birlikte deneyimledik. Sonucunda güçlenerek alana öncü projeler sunan bir sivil toplum kuruluş olma çizgimiz koruduk. Bu noktada 2022 için sizlerin desteğine yeniden ve daha güçlü bir şekilde ihtiyacımız var. Hayat Sende’nin kurumsal kapasitesinin güçlendirilmesi ve alanda yol gösterici bir STK olmaya devam etmesi için geçmiş yıllardan dersler çıkardık. Bu doğrultuda yeni yılı planladık. Bu süreçte bize vereceğiniz her türlü destek bizi daha da güçlü kılacak.

Koruma altındaki çocukların hayatlarına dokunmak için çıktığımız yolculukta karşılaştığımız zorluklar bizleri yıldırmadı, yıldırmayacak. Bu uzun koşuda, başaramazsak tekrar tekrar denemeye kararlıyız. Bu noktada en önemli ihtiyacımız sizlerin dışarıdan bir gözle Hayat Sende’yi eleştirmesi ve hesap verebilir bir yapıda nitelikli çalışmalar gerçekleştiren bir yapı hâline gelmesinin sağlaması.

Hayat Sende birinin değil koruma altında yetişen çocuk ve gençlerin, gönüllülerin, bağışçıların, destekçilerin derneği, hepimizin derneği. Heyecanlı yolculuğumuzda öncelikle bize ilham olan koruma altında yetişen çocuk ve gençlere, çalışmalarımızda emeği geçen tüm üye, çalışan ve gönüllülerimize, çalışmalarımızı destekleyen bağışçılarımıza en içten teşekkürlerimi iletiyorum. Yeni yılın yeni umutlar, yeni heyecanlar, yeni kolaylıklar getirmesini ümit ediyor, herkese en içten sevgilerimizi sunuyorum.

Saygılarımla

Yönetim Kurulu Başkanı

Tuğçe Ekin

Evlat Edinilen Çocukların 6 Yaşına Kadar Bilmesi Gereken 6 Şey

Uzun süredir evlat edinme dünyasında olan bireylerin,  yeni  evlat edinen ebeveynler için büyük bir endişe ve belirsizlik noktası oluşturduğunu unutmak kolay. Ne paylaşılmalı, ne zaman paylaşmalı ve çocuklarımızla evlat edinme hakkında ne sıklıkla konuşmamız gerektiği çoğumuz için ikinci planda kalabiliyor. Ancak evlat edinme sürecine yeni başlayanlar için bu konuşmaları başlatabilmek sancılı bir süreç olarak düşünülebilir. 

Yeni evlat edinmiş ailelerin stresini azaltmak için,  “evlat edinilmiş çocukların 6 yaşına kadar bilmesi gerekenler” başlıklı 6 maddelik bir liste hazırladık. Bu çalışma, konuyu basitleştirmek niyetinde olduğumuz anlamına gelmiyor. Aksine, evlat edinme sürecini yönetmeyi uygun hale getirme arayışında olduğumuzu gösteriyor. Eski bir atasözünün tavsiye ettiği gibi “Bir fili nasıl yersin?” sorusuna cevabın “Bir lokmada’’ olması gibi  bizim hedefimiz de, çocuğunuzun 6 yaş gününe kadar üzerinde çalışabileceğiniz 6 basit  “öneri’’ vermektir.

  1. Çocuklar Evlat Edinildikleri Bilmelidir

Eğer konuşma başlatmaya çalışırsanız, çocuklarla birlikte yaşlarına uygun kitaplar okuyarak başlayabilirsiniz. Evlat edinen çeşitli aileler hakkında çeşitli türlerde kitaplar okuyabilir ve konuşmayı yöneten sorular yöneltebilirsiniz. Örneğin; “Consider Making A Lifebook’’ evlat edinilmiş bir çocuk için  hikayesini anlaşılır, basit, yaşına uygun ve görsel kullanarak anlatır.

  1. Evlat Edinme, Ailelerin Büyümesi için Normal Bir Yoldur

Çocuklar, onları evlat edinen aileleri veya biyolojik aileleri tarafından yetiştirilebilirler. Bir aile kurmak için bütün yolların iyi olduğunun çocuğunuza açık ve anlaşılır bir şekilde anlatabilmek  önemli. Evlat edinmenin aile kurmanın normal bir yolu olduğu çocuğa açık ve anlaşılır şekilde anlatılmalı. Çocuklarla bu konuda iletişim kurarken bazen hikayelerden yararlanılabilir. Çocuk kitapları, karışık bir hikayenin ağırlığını üstlenmenin ve onu boz ayı annesine benzemeyen sevimli mi sevimli bir panda gibi tarafsız bir üçüncü tarafın omuzlarına yüklemenin harika bir yoludur.

  1.  Çocuklar, Biyolojik Bir Anne ve Babaya Sahip Olduklarını Bilmelidir

Şeffaf olun ve çocuğa durumun göründüğü gibi karışık olmadığını söyleyebilirsiniz. Her çocuğun,  bir annenin rahminde büyüdüğünü ve biyolojik annesinin var olduğunu çocuğa uygun bir dille anlatabilirsiniz. Bu konuda destek almak istiyorsanız  “CreatingFamily.Org podcast” e  bakabilirsiniz. Bu podcast, her gelişim evresi ve her yaş grubundan çocukla iletişim kurmanın yollarını dinleyicilere açık ve net bir şekilde anlatıyor.

  1. Çocuk, Biyolojik Ebeveynlerinin Onu Evlat Edindirmelerine Sebep Olabilecek Bir Şey Yapmadığını Bilmelidir

Bir çocuğun evlat edindirilmesi, onun iyi ya da kötü bir davranışı yüzünden gerçekleşmez. Ancak çocuklar zor şeyler yaşadıklarında sık sık onları suçlayıcı ve örseleyici mesajları kolayca içselleştirebilirler. Çocuğa, evlat edinmenin yetişkinler tarafından kararlaştırılan, yetişkinlerle ilgili bir durum olduğunu açıklayabilir, çocuğun kafasında soru işaretleri kalmaması için onunla konuşabilirsiniz.

  1. Çocuğunuz, Biyolojik Ebeveynleri Hakkında Saygıyla Konuştuğunuzu ve Onları Önemsediğinizi Bilmelidir

Çocuğunuzun biyolojik ailesine veya onların seçimlerine saygı duymakta güçlük çekseniz bile onlara saygı duyduğunuzu çocuğunuza gösterebilmeniz gerekir. Ve sizin, onlar hakkında iyi bahsettiğinizi duyması önemlidir. Çocuklar, biyolojik ebeveynlerini seçimlerinden ya da çocuğun kendisinden ayırt etmek için eleştirel düşünme becerilerine yeteri kadar sahip değillerdir. Biyolojik ailenin eleştirisini çocuk kendi eleştirisi olarak içselleştirebilir.

  1. Çocuğunuz, Evlat Edinme Hikayelerini Anlamak İçin Zeminin Hazırlandığını Bilmelidir

Çocuğunuza, yetiştiği süre boyunca evlat edinilme hikayesini ve buna dair her konuyu anlamasında yardımcı olmalısınız. 6 yaş altındaki çocuklar, evlat edinme sürecini anlama konusunda güçlük yaşayabilir, bu yüzden çocukla konuşmak için çocuğun hazır olduğunu anlayabilmek önemlidir. Konuşmaya nasıl başlanacağı hakkında kararsız hissetmek normal ve bu düşünce göz korkutucu gelebilir ancak unutulmamalıdır ki çocuk ile konuşmak,  onun ilk yaşam öyküsünün parçalarının oluşması açısından hayatidir. Bu yüzden yetiştiği süre boyunca uygun zaman ve yaş aralığında süreç detaylarını onunla paylaşabilirsiniz.

Fakat çocuğun yetiştiği süre boyunca bilmesi gereken her şeyi anlatmak da riskli olabilir. Bu yüzden neleri anlatıp, anlatmamanız gerektiğine iyi karar vermeniz gerekiyor. Konuşmaya nasıl başlayacağınızdan emin değilseniz CreatingaFamilyEd.org ‘dan evlat edinme hakkında ve çocuklarla konuşma üzerine pek çok kaynak, çevrimiçi kurslar ve arşivlenmiş podcastlere ulaşabilirsiniz.

Yazının orjinal linkine ulaşmak için tıklayınız

Bu yazı Seda Erdoğan tarafından Hayat Sende Derneği adına Türkçeye kazandırılmış, kontrolü İlayda Şen tarafından yapılmıştır.

Bu yazı  “6 Things Your Adopted Kids Need to Know by Age 6”  başlıklı yazıdan özet haline getirilmiştir. Pozitif sosyal dönüşüm için bağışlarınızla destek olun. Bağış yapmak için tıklayınız.

Telefon

Öncelikle bu yazıyı okuyan, aynı yollardan yürüdüğümüz, kurum deneyimi yaşamış bütün bireyleri sevgiyle selamlıyorum. Anlatacaklarım 1994-2002 yılları arasında, Ankara ili Keçiören ilçesinde konumlanan Atatürk Çocuk Yuvasında yaşanmış anılara dairdir. Kurumda kaldığımız yıllarda, aile üyelerimizden uzak olmamızı gerektiren yaşam koşullarının ıstırabını bir nebze hafifleten telefonlar, onlardan gelen aramalarla, seslerini duymamızla, bizlere teselli oluyordu. Bizim kaldığımız kurumun telefon numarası 0 312 355 11 10’du. Dün Sosyal medya hesabımdan bu numarayı paylaştım. Devre arkadaşlarımdan irtibatta olduklarımın hepsi ve hocalarım numarayı unutmamışlar. Bizleri bu numaradan bir yakınımız aradığında önce santral düşerdi. Arayan kişi, hangi bloktan kiminle görüşmek istediğini belirtip o bloğa bağlanmak isterdi. İyi hoş arayan kişi, aradığı çocuğun hangi blokta, hangi katta kaldığını bilmese de o yıllarda kurumumuzda çalışan emektar santral memuremiz Zerrin abla hepimizin katını, bloğunu, dahili numaralarımızı ezbere bilirdi. Kendisi kalp gözü ile gören, fil gibi güçlü bir hafızaya sahip, zeki, esprili ve hoşgörülü bir ablamızdı.

O yıllar cep telefonlarının daha yeni yeni çıktığı, cep telefonu sahiplerini Vehbi Koç gibi zengin algıladığımız yıllardı. Hiç unutmuyorum C Blokta kalıyorduk. Yaz tatili döneminde başarılı kız öğrencilerden bir grubu İzmir-Çeşme Altın Yunus Oteline tatile götürmüşlerdi. (Bizleri misafir olarak ağırlayarak o yıllarda hayata başka bir perspektiften bakmamızı sağlayan otel yönetimine teşekkürler.) Grup Sorumlumuz Çocuk Gelişim Uzmanı Birgül ablamız ve Öğretmenimiz Neslihan ablaydı. Her ikisiyle de gönül bağımız ve irtibatımız hala devam ediyor. Neslihan ablanın o yıllarda cep telefonu vardı. Yıl 1999-2000. Nasıl havalı bir durum anlatamam. Beş yıldızlı bir otelde tatildeydik. Ben Öğretmenimin cep telefonunu elime alıp, ele güne karşı sanki benimmiş gibi dolaşıyordum. Artık ne kadar mutlu hissettiysem bu hadise, unutulmaz anlarım arasında yer etmiş.

C blok 12-18 yaş grubu kız çocukları olarak kaldığımız bir birimdi. Telefonumuz geldiği zaman, telefona cevap veren arkadaşımız, adımızı bağırarak, telefon diye anons ederdi, misal; 

–  “Filiz yada Fülüzzzz : ) telefon…”

 Denmesiyle koşarak orta katta ki hole gider, heyecanla telefona sarılırdık. Beni genelde ablam arardı. Diğer akrabalarımın araması nadir görülürdü. Aynı telefonun bir de öğretmenler odasında duran paralel telefonu mevcuttu. Bazı görüşmeler çocukların iyiliği açısından paralel telefondan görevliler tarafından dinlenirdi. Devletin verdiği harçlığımızı takip edip, elimizden almak isteyen akrabalarımız olmadı değil.Bu ve buna benzer nedenlerle bazı görüşmeler dinlenirdi. Kızların erkek arkadaşlarından gelen aramalar da öyle…  

Sonra ki yıllarda “takoz” diye adlandırılan cep telefonları yaygınlaşmaya başladı. Yurtta kullanılması yasaktı. O yıllarda belki de uymadığım tek kural gizli bir cep telefonumun olmasıdır. Lisede bir sınıf arkadaşım cep telefonunu satıp daha iyisini, yenisini alacaktı. Satmak istediği 2. el telefona ben talip oldum. Bedeli 30 lira. Panasonic marka. Bir de 0 535 ile başlayan kontörlü bir hat ayarlayınca ver elini özgürlük. Artık ablamla ve okuldan diğer arkadaşlarımla daha rahat haberleşiyorduk. Ta ki telefonum fark edilip, yakalana kadar…

Yurt sorumlumuz, sosyal hizmet uzmanı Zafer abiye kuşlar haber uçurmuş. Öğrenmiş telefonum olduğunu. Hemen beni yanına çağırdı. El koydu telefonuma, kurallara uymadığım için biraz kızmıştı. Yurtta bir arkadaşımın daha telefonu varmış. Sonraları öğrendik. Adı Fatma. Öyle pek fazla okuma alışkanlığı olan birisi değildi. Bir dönem elinde sürekli kalın bir kitap ile gezince dikkatimi çekmişti. Televizyon odasına girerken bile elinde kitapla gelirdi. Bir gün yurt kütüphanesinde Fatma’nın elinde gezdirdiği o kalın kitaba denk geldim. Kitabın ortası telefon şeklinde oyulmuş. Bizim kız kitabı, telefon taşıma ya da saklama aracı olarak kullanmış. Görüldüğü üzere kitapların faydası saymakla bitmez…

İzini olursa SHU Ayşe ablanın da o yıllara ait bir anısına değinmek istiyorum. Ayşe abla 0-6 yaş grubu çocukların kaldığı D Blok da görev yapıyordu. O birimde kalan birçok çocuğun hayatında, anne- baba figürü hiç yer almıyordu. Gruptaki çocuklardan birisi telefonla babasıyla konuşmuş ve diğer arkadaşlarına da çocukça bir edayla, özendirerek anlatmış beni babam aradı diye. Duruma içerleyen diğer bir çocuk beni neden babam hiç aramıyor diye sitem etmişti. Bu durum için çözüm yolu arayışına giren Ayşe abla, kurum çalışanlarımızdan en babacanı Rahmetli Kemal abiye durumu anlatmıştı. Kemal abiye “Sen telefonla bu çocuğun babası gibi konuşur musun?” diye sormuş. Kabul etmiş kemal abi de. O çocukla tıpkı babası gibi konuşup gönlünü almış. Ruhu şad olsun. Kendisi aynı zamanda içimizden bir çocuğu, evlat edinip, evinde “aile ortamında” büyümesine de vesile olmuş değerli biriydi. 

Çocuğun yeri sevgi ve saygı çerçevesi içerisinde kurulmuş aile ortamı olmalıdır. Bu nedenle “koruyucu aile sistemi” üzerinde durulması, geliştirilmesi çokça çalışılması gereken bir alan.Lise yıllarımda amatör olarak T.C. Kültür Bakanlığı Devlet Halk Dansları Gençlik Topluluğu’nda, dansçı olarak yer almıştım. Sanat Yönetmenimiz, Hocam Sadettin Bey bir gün kuruma beni ziyarete gelme nezaketini gösterdi. Kendisine kurumu gezdirirken, 4-6 yaş grubu çocukların olduğu, çocuk oyun odasına girdik. Yaklaşık 25-30 çocuk aynı anda kalkıp “BABA” diyerek, hocam Sadettin Beyin bacaklarına sarılmışlardı. Bu sahneyi ve bize hissettirdiklerini betimlemek gerçekten oldukça zor. Bir çocuğun aileye olan özlemini dindirmek için “Koruyucu Aile Sistemi” önemli bir rol oynuyor. Birde sevdiklerimizden haber almamızı sağlayan telefonlar… 

Sevgiyle kalın

Bu yazı Aslı Ece Aygün’ün Atatürk Çocuk Yuvasındaki  anılarına dayanmaktadır. 

Pozitif sosyal dönüşüm için bağışlarınızla destek olun. Bağış yapmak için tıklayınız.

Anahtar kelimeler: çocuk, aile, evlat edinme, çocuk yuvası, koruyucu aile sistemi.

Yetimhanelerin Değişim ve Gelişim Süreci

yetimhanelerin degisim ve gelisim sureci

Türkiye’de bakım ve korunması devletin denetiminde olan çocuklar için;  koruyucu aileyetiştirme yurdusevgi evleri gibi farklılaşmış modeller mevcuttur. Bu bağlamda çocuk aile yanında ya da yurt ve yuva ortamında hayatına devam ediyor.  2017 yılı itibariyle yetiştirme yurdu modeline son verilerek, çocuk evleriçocuk evleri sitesi ve yuva modeline geçilmiştir (Yader, 2020). Günümüzde Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bünyesine bağlı görevlerine devam ediyor. Güncel modeller, bakanlığın başkanlıkları tarafından yürütülmekte.

Yetiştirme yurdu modelinde destek ve yardım alan çocukların, koruyucu aile ile yaşamına devam eden çocuklara kıyasla  umutsuzluk düzeylerinin yüksek olduğu görülmüştür.

Bunun sebepleri; paylaşım ve psikolojik destekte yetersiz şartlarda hayatlarını idame ettirmeleri, bireysel temas edebilecekleri bakım veren kişilerin eksikliği, geleceğe ilişkin beklentilerinin düşüklüğü sebebiyle üniversite eğitiminde isteksizliğin oluşması görülüyor (Tümkaya, 2005).

Yetiştirme yurtları günümüzde aktif olmasa da, içeriği ve işleyişi  birbirine oldukça benzer olan; aile tarafından değil, kurum tarafından bakımları verilen çocuk evleri modeli aktif çalışmaktadır. Çocuk evlerinde 0-18 yaş grubu çocuklar ile korunma kararının devamını gerektiren şartları taşıyan gençlere hizmet verilmekte.  Koruyucu aile ve evlat edinme bakım modelleri de ülkemizde uygulanıyor.

Toplumun önyargıları ve yanlış bilinen kalıplaşmış fikirlerle mücadele etmeye ek olarak, yurt  ve yuva modellerinde hayata hazırlıkta karşılaşılan güçlükler çocukları geleceğe hazırlanmaları konusunda olumsuz etkiliyor. Bakım personelinin olumsuz ya da yanlış davranışları,  bakım alan her çocuğun gelecek motivasyonuna bir darbe daha vurmakta.  Söz konusu modelde, aile içinde bireysel özen gösterilerek bakılan çocukların gelişimi kadar olumlu bir gelişim görmeyi beklemek mümkün değil. 

Kurum içerisindeki bakım veren personelin alan bilgisinin geliştirilmesi, bakım veren personel sayısının arttırılması ya da personellerin iyileştirilmesi yurt modeli iyileştirmesi için çözüm önerisi olarak sunulabilir. 

İnsana hep bir keder hissettirir “yetimhane” sözcüğü. Bu his filmlere dahi yansımış. Örnek olarak yönetmenliğini  Juan Antonio Bayona‘nın yaptığı “El Orfanato” ve  Shahrbanoo Sadat’ın “Parwareshghah” filmleri yetimhaneleri konu alır ve keder, karamsarlık ve gerilim duygularını işler.

 Dünya’da yetimhanelerin değişim ve gelişim sürecine bakacak olursak; önceki dönemlerde korunmaya ihtiyacı olan çocukların bakımı gönüllülük esaslı ve saygın kişiler tarafından düzenlenen hizmetlerken, daha sonra ihtiyaçlara yönelik artış ve iyileştirme çabaları sonucunda kurumsal  hizmetler haline geldi. Ancak toplu bakımın sağlandığı bir yuvada ya da yurtta çocuğun özel alanından söz etmek neredeyse imkânsız. Bu nedenle 1990’lı yıllardan itibaren büyük kapasiteli kurumlardan küçük kapasiteli kurumlara geçiş görülüyor ve bu sayede çocukların kendi özel alanlarını oluşturabilmeleri için  imkanları oluşturuyor. Ayrıca küçük kapasiteli kurumlarla olumsuz davranışa sahip çocukların diğer çocuklar üzerindeki etkileri azaltılmaya çalışılıyor. Yetimhanelerin değişim ve gelişim sürecine tekrar baktığımızda küçük kapasiteli kurumların yanında gelişmiş dünya ülkelerinde  yeni bir model ise kurum bakımı hizmetinden ev tipi bakıma doğru bir geçiş olduğu görülüyor. Koruyucu aile yanında bakımın gelişmesi ile  kurumlar giderek küçülmeye ve kapanmaya başladı. (SÖĞÜTLÜ ,2015) 

KAYNAKÇA

TÜMKAYA S (2005). Ailesi Yanında ve Yetiştirme Yurdunda Kalan Ergenlerin Umutsuzluk Düzeylerinin Karşılaştırılması. Çukurova Üniversitesi. Adana. 3(4):445. 

SÖĞÜTLÜ A (2015). Çocuk Refahı Alanında Çalışan Personelin Sevgi Evleri Modeline Yönelik Değerlendirilmesi. Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyal Hizmet Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi. Ankara.

YADER (2021). Devlet Korumasında Yetişenlerin Genel Durumları Basın Bülteni. 06-130-032/95. Erişim Adresi: [ https://www.yader.org.tr/5591-2/ ] Erişim Tarihi: 08.04.2022

Bu yazı Bilge Çevik ve Umut Taşkın tarafından Hayat Sende Derneği adına hazırlanmış, kontrolü İlayda Şen tarafından yapılmıştır.

Pozitif sosyal dönüşüm için bağışlarınızla destek olun. 

Yetiştirme Yurtlarının Değişim ve Gelişim Süreci

Türkiye’de bakım ve korunması devletin denetiminde olan çocuklar için;  koruyucu aile, yetiştirme yurdu, sevgi evleri gibi farklılaşmış modeller mevcuttur. Bu bağlamda çocuk aile yanında ya da yurt ve yuva ortamında hayatına devam ediyor.  2017 yılı itibariyle yetiştirme yurdu modeline son verilerek, çocuk evleri, çocuk evleri sitesi ve yuva modeline geçilmiştir (Yader, 2020). Günümüzde Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bünyesine bağlı görevlerine devam ediyor. Güncel modeller, bakanlığın başkanlıkları tarafından yürütülmekte.

Yetiştirme yurdu modelinde destek ve yardım alan çocukların, koruyucu aile ile yaşamına devam eden çocuklara kıyasla  umutsuzluk düzeylerinin yüksek olduğu görülmüştür.

Bunun sebepleri; paylaşım ve psikolojik destekte yetersiz şartlarda hayatlarını idame ettirmeleri, bireysel temas edebilecekleri bakım veren kişilerin eksikliği, geleceğe ilişkin beklentilerinin düşüklüğü sebebiyle üniversite eğitiminde isteksizliğin oluşması görülüyor (Tümkaya, 2005).

Yetiştirme yurtları günümüzde aktif olmasa da, içeriği ve işleyişi  birbirine oldukça benzer olan; aile tarafından değil, kurum tarafından bakımları verilen çocuk evleri modeli aktif çalışmaktadır. Çocuk evlerinde 0-18 yaş grubu çocuklar ile korunma kararının devamını gerektiren şartları taşıyan gençlere hizmet verilmekte.  Koruyucu aile ve evlat edinme bakım modelleri de ülkemizde uygulanıyor.

Toplumun önyargıları ve yanlış bilinen kalıplaşmış fikirlerle mücadele etmeye ek olarak, yurt  ve yuva modellerinde hayata hazırlıkta karşılaşılan güçlükler çocukları geleceğe hazırlanmaları konusunda olumsuz etkiliyor. Bakım personelinin olumsuz ya da yanlış davranışları,  bakım alan her çocuğun gelecek motivasyonuna bir darbe daha vurmakta.  Söz konusu modelde, aile içinde bireysel özen gösterilerek bakılan çocukların gelişimi kadar olumlu bir gelişim görmeyi beklemek mümkün değil. 

Kurum içerisindeki bakım veren personelin alan bilgisinin geliştirilmesi, bakım veren personel sayısının arttırılması ya da personellerin iyileştirilmesi yurt modeli iyileştirmesi için çözüm önerisi olarak sunulabilir. 

İnsana hep bir keder hissettirir “yetimhane” sözcüğü. Bu his filmlere dahi yansımış. Örnek olarak yönetmenliğini  Juan Antonio Bayona‘nın yaptığı “El Orfanato” ve  Shahrbanoo Sadat’ın “Parwareshghah” filmleri yetimhaneleri konu alır ve keder, karamsarlık ve gerilim duygularını işler.

 Dünya’da yetimhanelerin değişim ve gelişim sürecine bakacak olursak; önceki dönemlerde korunmaya ihtiyacı olan çocukların bakımı gönüllülük esaslı ve saygın kişiler tarafından düzenlenen hizmetlerken, daha sonra ihtiyaçlara yönelik artış ve iyileştirme çabaları sonucunda kurumsal  hizmetler haline geldi. Ancak toplu bakımın sağlandığı bir yuvada ya da yurtta çocuğun özel alanından söz etmek neredeyse imkânsız. Bu nedenle 1990’lı yıllardan itibaren büyük kapasiteli kurumlardan küçük kapasiteli kurumlara geçiş görülüyor ve bu sayede çocukların kendi özel alanlarını oluşturabilmeleri için  imkanları oluşturuyor. Ayrıca küçük kapasiteli kurumlarla olumsuz davranışa sahip çocukların diğer çocuklar üzerindeki etkileri azaltılmaya çalışılıyor. Yetimhanelerin değişim ve gelişim sürecine tekrar baktığımızda küçük kapasiteli kurumların yanında gelişmiş dünya ülkelerinde  yeni bir model ise kurum bakımı hizmetinden ev tipi bakıma doğru bir geçiş olduğu görülüyor. Koruyucu aile yanında bakımın gelişmesi ile  kurumlar giderek küçülmeye ve kapanmaya başladı. (SÖĞÜTLÜ ,2015) 

KAYNAKÇA

TÜMKAYA S (2005). Ailesi Yanında ve Yetiştirme Yurdunda Kalan Ergenlerin Umutsuzluk Düzeylerinin Karşılaştırılması. Çukurova Üniversitesi. Adana. 3(4):445. 

SÖĞÜTLÜ A (2015). Çocuk Refahı Alanında Çalışan Personelin Sevgi Evleri Modeline Yönelik Değerlendirilmesi. Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyal Hizmet Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi. Ankara.

YADER (2021). Devlet Korumasında Yetişenlerin Genel Durumları Basın Bülteni. 06-130-032/95. Erişim Adresi: [ https://www.yader.org.tr/5591-2/ ] Erişim Tarihi: 08.04.2022

Bu yazı Bilge Çevik ve Umut Taşkın tarafından Hayat Sende Derneği adına hazırlanmış, kontrolü İlayda Şen tarafından yapılmıştır.

Pozitif sosyal dönüşüm için bağışlarınızla destek olun. 

Çocukları Zararlı Kurumlardan Uzak Tutmak

Çocukları Zararlı Kurumlardan Uzak Tutmak

Neden Aile Temelli Bakıma Yatırım Yapmalıyız?

Birleşmiş Milletler, dünya çapında 8 milyona yakın çocuğun kurum bakımında kaldığını tahmin ediyor. Ancak, bilgideki çelişkili rakamlar nedeniyle gerçek sayı çok daha yüksek olabilir. Çatışmaların, iklim değişikliği, HIV ve AIDS gibi hastalıkların en yoksul ve  savunmasız aileler üzerindeki etkisinin artmasıyla birlikte bu sayının da artması muhtemeldir.

Birçok kurumda bakım standardı zayıf. Birçok çocuk, istismara ve ihmale uğruyor. Özellikle üç yaşın altındaki çocuklar, aile ortamında yeterli bakıma ulaşamadıkları için kalıcı gelişimsel hasar riski altında. Tüm çocuklar için kurumlarda uzun süreli kalmalarının kalıcı ve negatif etkileri olabilir. Kurum bakımının çocuklara verebileceği zararlar 20. yüzyılın başlarından itibaren belgelenmiştir.

Yetiştirme yurdu veya çocuk yuvası olarak bilinen yerlerdeki çocukların çoğu “kimsesiz” değil. Yetiştirme yurdundaki her beş çocuktan en az dördünde bir veya tüm ebeveynler hayattadır.

Çocukların evde yaşayamamalarının ana sebeplerinden ikisi yoksulluk ve toplumsal dışlanma. Aileler genellikle çocukların kurum bakımı altına almanın onların eğitim, yeterli yiyecek ve diğer temel ihtiyaçları almalarını sağlamanın tek yolu olduğunu düşünüyorlar. Ayrımcılık ve kültürel tabular, bazı ülkelerde orantısız sayıda kız çocuğunun, engelli çocukların ve azınlık etnik gruplardan gelen çocukların bakım kurumlarına bırakıldığı veya terk edildiği anlamına da gelmektedir. Maddi ve manevi destek sağlanarak, bu çocukların çoğuna ebeveynleri ve akrabaları bakabilir.

Aileleri, çocuklarından vazgeçmeye iten yoksulluk ve sosyal dışlanmayla mücadele etmek ve ebeveynlerin çocuklarına bakma kapasitesini geliştirmeye yardımcı olmak için daha fazla finansal destek gerekir.  Ek olarak, alternatif ailelere ihtiyaç duyan çocuklar için (koruyucu aile ve evlat edinme gibi) kaliteli aile temelli bakım seçeneklerinin geliştirilmesine öncelik verilmelidir.

Araştırmalar, siyasi iradenin olduğu yerde çocuklara iyi bakılabileceğini ve korunabileceğini göstermektedir. Örneğin Endonezya, kurumlardaki bakımın kalitesini geliştirmek, politikaları ve kaynakları ailelerdeki çocukları desteklemeye teşvik için yaygın bir reform sürecine girmiştir. Sierra Leone, birçok çocuğu aileleriyle yeniden birleştirdi ve  bakım kurumlarının kullanımı ile ilgileniyor. Hırvatistan, aile ve toplum temelli bakıma daha fazla öncelik verilmesi için önemli yapısal ve yasal değişiklikler gerçekleştirdi. Güney Afrika, aileleri güçlendirmek ve gereksiz ayrılıkları önlemek için sosyal koruma ve diğer mekanizmaları oluşturdu. Ne yazık ki, bu tür örnekler az ve sınırlı.

Dünya çapında hükümetler ve uzmanlarla birkaç yıl süren görüşmeler sonrasında 2009 yılında sonuçlandırılan, Çocuklara Yönelik Alternatif Bakımın Uygun Kullanım ve Koşullarına ilişkin yeni Uluslararası Yönergeler acilen kabul edilmeli ve uygulanmalıdır.

Ulusal ve yerel çocuk bakım koruma sistemlerinin tasarımı ve sunumu, ailelerin kendi çocuklarına bakabilmelerini sağlamak ve gerektiğinde çocukların pozitif bakım alternatiflerine erişimini sağlamak için dönüştürülmelidir.

Her düzeyde olumlu çocuk bakımı ve koruma uygulamalarının sürdürülmesini sağlamak için yeni bir siyasi liderlik dönemini gerektirecektir. Bu amaçla, bunları istiyoruz:

Her hükümet, kılavuzlar doğrultusunda aile destek hizmetleri ve aile temelli alternatif bakım oluşturmaya, yatılı bakımın aşırı kullanımı ve kötüye kullanımıyla mücadele etmeye yönelik uzun vadeli bir taahhütte bulunmalıdır. Bu, bütçe tahsislerine, ulusal stratejilere ve aile ayrılığının önlenmesine öncelik veren ve gerektiğinde çocukların kaliteli aile temelli bakım alternatiflerine erişebilmelerini sağlayan yasal ve politikalara yansıtılmalıdır. Üç yaşın altındaki çocukların kendi aileleriyle birlikte kalabilmelerine veya aile temelli alternatif bakım hizmetlerine erişebilmelerine  öncelik verilmelidir.

Hükümetlerin, her türlü alternatif bakımın kılavuzlarda belirtilen ilke ve standartlara uymasını sağlamak için yapılması gerekenler:

  • Belgelendirme, denetim ve izleme yoluyla ulusal asgari kalite standartlarının oluşturulması ve uygulanması.
  • Kayıt dışı veya yasa dışı bakım kurumlarına karşı yasal işlem başlatılması.
  • Gerektiğinde kurumsal bakım sağlayıcılarını yeniden eğitmek, çocukların bakımını destekleyebilecek ve izleyebilecek etkili bir sosyal hizmet uzmanı kadrosu oluşturulması.
  • Hükümet, bakım sağlayıcılar ve bağışçıların bakım ve koruma endişelerini önlemek ve bunlara yanıt vermek, birlikte etkili bir şekilde çalışabilmeleri için her düzeyde koordinasyon mekanizmaları oluşturulması.

Fonların koruyucu aile ve topluluk desteğine ve aile temelli alternatif bakıma yönlendirilmesini sağlamak için bağışçılar:

  • Yetiştirme yurdundan ayrılanların kaliteli aile temelli bakım alternatiflerinin geliştirilmesini desteklemeli 
  • Sosyal hizmet uzmanlarının eğitimini ve akreditasyonunu teşvik etmeli.
  • Sosyal koruma programlarını başlatmalı veya genişletmeli.
  • Ailelerin çocuklarına bakmalarını destekleyen toplum temelli hizmetler geliştirmeli.

BM (Birleşmiş Milletler) kurumları, Sivil Toplum Kuruluşları ve inanç temelli kuruluşlar, çocuklar için aile ve toplum temelli bakımın önemi konusunda farkındalık yaratır. Bu farkındalık, aşağıdakilere yönelik bilgilendirme kampanyalarını içermelidir:

  • Kamu ve özel bağışçıları eğitmek
  • Çocukların ve ailelerin destek hizmetlerine ilişkin haklarının farkında olmalarını sağlamak
  • Yetişkinleri evlat edinme programlarına katılmaya teşvik etmek

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yönelik Şiddet Özel Temsilcisi ve Birleşmiş Milletler Çocuklar ve Silahlı Çatışma Özel Temsilcisi, kalkınma ve çatışma durumlarında yeterli aile bakımına sahip olmayan çocukların bakım durumuna ilişkin ortak bir rapor hazırlamayı planlamaktadır. 

Yazının orjinal linkine ulaşmak için tıklayınız

Bu yazı Zeynep Özçalık tarafından Hayat Sende Derneği adına Türkçeye kazandırılmış, kontrolü İlayda Şen tarafından yapılmıştır.

Bu yazı  “Keeping Children Out of Harmful Institutions”  başlıklı yazıdan özet haline getirilmiştir. Pozitif sosyal dönüşüm için bağışlarınızla destek olun. Bağış yapmak için tıklayınız.

Çocuğunuzla Bağınızı Kuvvetlendirmek İçin 8 Yol

çocuğunuzla bağınızı kuvvetlendirmek için 8 yol

Çocuk ve ebeveyn arasında bir bağ oluşması her zaman kolay ve doğal bir şekilde gerçekleşmeyebilir. Travma, istismar veya ihmal geçmişi olan bir çocuğa ebeveynlik yaparken bu tecrübeler, sizin bağ kurma sürecinizi daha da zorlaştırabilir. Peki çocuğunuzla bağınızı nasıl güçlendirebilir ve daha kuvvetli aile bağlarına sahip olabilirsiniz? 


Bunun için, evlat edinenlere yönelik Dr. Dan Seigel’in 2015’ te CreatingaFamily.org’ta yer alan “Evlat Edinmede Ebeveynlerin Bağlılık Türlerinin Önemi” isimli çevrimiçi seminer arşivlerine bir göz attık. Çocuklarla bağ kurma konusundaki verdiği bilgilerin çoğu kendi kitabında da bulunabilir. (Parenting from the Inside Out: How a Deeper Self-Understanding Can Help You Raise Children Who Thrive (10th Anniversary Edition).)

Çocuğunuzla Bağınızı Kuvvetlendirmek İçin 8 Yol

1. Çocuğumuzla bağ kurmak, bizlerin çocukken kurduğu bağlarımızın şu anki hayatımızı nasıl etkilediğini anlamakla başlar.

Çocuğumuzla etkileşimimiz, onların beyinlerinin gelişme tarzını şekillendirir. Çocuğumuzun iyi bir  bir bağ kurmamızı sağlayacak fırsatları yaratmak için  geçmişte kurduğumuz kendi bağlarımızı i ve hangi alanlarda iyileşmeye ihtiyacımız olabileceğini anlamaya çalışmalıyız. Örneğin, Dr. Seigel’ e göre, bir ebeveynin henüz tamamen yüzleşemediği üzüntüsü ve travmaları çocuğun kuracağı ilişkilerde  korkmasına, karşıdakine düzensiz bağlanmasına ve olumsuz etkileşimler kurmasına sebep olabilir.

Birçok aile bu hassas noktaları keşfetmek için bir danışman veya terapistle konuşmaktadır. Bu noktaları öğrenmeye başlamak için size aşağıdaki iki CreatingaFamily.org kaynağını tavsiye ediyoruz:

2. Çocuğunuzun nasıl olması gerektiği ile ilgili beklentilerinizden kurtulun ve çocuğunuzu olduğu gibi kabul edin.

Deneyimlerimiz beklentilerimizi şekillendirir. Beklentilerimizi dikkatlice irdeleyip tanımladığımızda ebeveynlik yaptığımız çocuğumuz için gerçekçi olmayan beklentilerimizi yeniden değerlendirebilir veya bu beklentilerden kurtulabiliriz. Karşımızdaki çocuğa tamamen koruyucu bir kabullenme ile ve istekle yaklaştığımızda onun olabileceği en iyi insan olarak büyüyebilmesini ve gelişebilmesini en iyi şekilde sağlayabiliriz.

3. Çocuğunuzun, sizin ve diğerler insanların  neler  hissettiğini bilfiil  tartışarak çocuğunuza duygularını nasıl ifade edebileceğini öğretin. 

Çocuğunuzun duygusal zeka oluşturmasını sağlamak bunaltıcı bir görev olmak zorunda değildir. Birlikte yapılan günlük aktivitelerle, çocuğunuza duygularını tanımlamayı ve sınıflandırmayı erkenden öğretebilirsiniz. Çocuğunuz büyüdükçe onlara aktarabileceğiniz, onlarla tartışabileceğiniz hayat tecrübelerini ve gündelik olayları düşünün.  Örneğin, bebeğinize çocuk kitapları okurken durun ve ana karakterin ne hissettiği ile ilgili yorumlarda bulunun. Çocuğunuz büyüdükçe, beraber kitap okurken veya film izlerken karakterlerin nasıl hissediyor olabileceği hakkında durup beraber tartışma alışkanlığınıza devam edin.

4. Çocuğunuzun o anki davranışını durdurmaya yarayacak herhangi bir şey yapmaktansa, onu o anki davranışa neyin sevk ettiğine odaklanıp uzun vadeli hareket ederek ebeveynlik yapın.

Evet doğru, çocuklar can sıkıcı davranışlara sahip olabiliyor. Ancak çoğu zaman, özellikle de çocuklarımız gençken ve hala dil yeteneklerini geliştirirlerken, davranışları bir amaca hizmet eder. Perspektifinizi değiştirmeye çalışarak davranışların çocuğunuzun ihtiyaçlarının veya  beceri eksikliğinin bir tezahürü  olduğunu düşünün. Bakış açınızda yapacağınız bu değişiklikle çocuğunuzun ihtiyacını karşılamak için harekete geçebilir veya ona henüz tecrübe etmediği bir araç teklif edebilirsiniz.

Örneğin, yüzlerce soruyla taciz edilirken kahvaltı masasında oturup huzur içinde kahvenizi içmeye çalışmanız kuşkusuz çok rahatsız edicidir, değil mi? O hâlde, geveze çocuğunuzun hiç durmadan konuşması hakkındaki rahatsızlığınızı, sizinle neden motor takılmış gibi konuştuğuyla ilgili meraka dönüştürün. Tüm gece boyunca sizden ayrı kaldıktan sonra sizinle yeniden bağ kurmaya çalıştığını mı düşünüyorsunuz?  Eğer öyleyse, bu sorunu  farklı bir şekilde ele alabilirsiniz. Kahvenizden canlandırıcı bir yudum alın ve ona sahip olduğu hayalleri hakkında birkaç soru sorun. Kendi çılgın hayallerinizi paylaşın. Önünüzdeki günün en iyi bölümünün ne olacağını düşündüğünü sorun. Onu kalbinizdeki ve zihninizdeki yeriyle ilgili rahatlatarak güvende hissetme duygusunu kamçılayarak  onunla bağ kurabilirsiniz.

Çocuklarımızın tüm davranışlarını fark etmek çok da kolay değildir. Ancak eğer siz çocuklarınızın ihtiyaçları ve davranışlarına uzun vadeli ebeveynlik yapmayı seçerseniz merak etmek sizin en iyi arkadaşınız olacaktır.

5. Farklılıkları tanıyarak, tartışarak ve kabul ederek ailenizde bir merhamet kültürü oluşturun.

Birçok evlat edinilmiş, koruma altına alınmış veya akrabalık bağına sahip çocuk birden fazla geçerli nedenle içinde yaşadıkları aileden farklı hissediyorlar. Bu farklılıklarla başa çıkma şekliniz çocuğunuzun aile içinde nasıl hissettiği konusunda dünya kadar fark yaratabilir. Çocuğunuzun güven duygusu ve bağlılığı, farklılıkları kabul ve takdir edildiğinde derinleşecektir. Böylesi bir durumda da, merakınız ve çocuğunuzun kendine özgü şeylerine ilişkin açıklığınız onun öz güvenini inşa eder.

Ayrıca, çocuğunuzun mizacı veya yetenekleri ile dış dünyanın beklentileri arasındaki farklılıkları onurlandırma arayışında olun. Böyle yaparak, becerileri ve örneğin akademik beklentiler arasındaki eksikliklerin zorlukları için ona şefkatinizi göstermiş olursunuz. Böylece onunla olan ilişkinizi ve evinizi onun bu farklılıkları nasıl idare edeceğini öğrenmesi ve bu mücadeleyi vermesi için bir güvenli bölge haline getiriyor olacaksınız.

6. Çocuğunuzla ortak  bir tecrübeyi ve her birinizin bu konuda neler hatırladığını tartışın. Burada önemli olan, doğruluktansa duygulara odaklanarak ortak hikayenin anlatılmasıdır.

Duygusal tecrübelerin paylaşımı, aranızda bir bağ kurar. Ailenizle birlikte ilham veren ve neşelendiren bir film izledikten sonra nasıl hissettiğinizi düşünün. Tecrübe ettiğiniz bu duygular hakkında konuştuğunuzda ve hatta birlikte bu duyguları karşılaştırıp kıyasladığınızda bir bağ kuruyor olacaksınız.. Hikayeleri paylaşmak ortak duyguları gün yüzüne çıkarır ve insanların tek bir olayda birçok farklı duyguyu yaşamasını normalleştirir.

7. Tüm aile üyeleriyle birlikte bir aile kitabı oluşturun. Her bir üyenin kendileri hakkında resimler ve sözcüklerle bir hikaye oluşturması için bir bölüm ekleyin. Ayrıca, aile tatilleri, kutlamaları, gelenekleri vs. için de bölümler ekleyin.

Her ailenin kendi aile kitabında bir araya gelme fırsatı  olacaktır ama en önemli bileşen herkesin katkısını içermesi olmalıdır. Aileniz hangi formatı seçerse seçsin, her bir kişi nasıl veya neyin paylaşıldığı ile ilgili bir beklenti olmadan kendi deneyimlerini ve hatıralarını paylaşmalıdır. Daha sonra, kitap tamamlandığında, kitabı gözden geçirmek ve kitap hakkında konuşmak için bir gece ayırın. Bazı bölümlerde  anılara yolculuğun tadını çıkarın. Ve diğer katkıların aydınlattığı acı verici anıları veya zorlukları çözmek için zaman harcayın. Ailenizin her bir üyesi, diğer üyelerin kitaba eklediklerine kendine has tepkiler verecek ve siz zoru iyiyle birlikte kabul ettiğinizde çocuğunuzla aranızdaki güven giderek derinleşecektir.

8. Düzenli aile toplantıları ayarlayın. Aile üyelerinin yaklaşan etkinlikler, son zamanlarda gerçekleşen şeyler, aile programı ve başka ne sizin için önemliyse onunla ilgili his ve düşüncelerini paylaşmalarına izin verin.

Haftalık toplantıların faydalarından biri, birbirinizle tutarlı iletişim alışkanlığı oluşturmanızdır. Hiç kimse halkanın dışında bırakılmış hissetmez ve bu herkesin oraya ait olduğunu söylemenin en somut yoludur. Düzenli toplantılar, görülmek ve duyulmak için herkese uygun bir yer vererek aranızdaki bağı derinleştirilebilir. Tüm aile bireylerinin katılmasını sağlamak ve herkesin bu amaca bağlı hissetmesine yardımcı olmak için aile toplantılarını eğlenceli ve ilgi çekici hale getirin.

Sonuç olarak, aile birliği içindeki takım çalışmasını teşvik eden bu durum, ayrıca çocuğunuza zamanını ve sorumluluklarını işbirliği içinde nasıl yöneteceğini öğretmek için etkili bir araçtır. Bu takım çalışmasının bağlayıcılığı çocuklarımıza güven ve emniyet sağlar.

Adım adım aranızda bir bağ inşa edin!

Özellikle de eğer bu yazıyı çocuğunuzla aranızdaki bağın azaldığını veya yok olduğunu hissettiğiniz zamanlarda okumaya başlamışsanız, bu sekiz ipucu nedeniyle bunalmış hissetmek kaçınılmaz olabilir.. Buna benzeyen başka makalelerde de söylediğimiz gibi, başlamak için bir tane ipucu seçin. Sizin için (Ve eğer partneriniz varsa onun için de.) daha “kolay” veya en erişilebilir olduğunu düşündüğünüz yöntemi seçmeye çalışın. İyice uzmanlaşana kadar bu yöntem üzerinde çalışın ve daha sonra diğer bir yöntemi denerken motivasyonunuzu artırması için bu başarı hissini düşünün

Son olarak, bu ebeveynlik ipuçlarından hiçbirinin “bir kez yapıldı ve bitti” ipuçları olmadığını unutmayın. Bu yüzden, çocuğunuz büyüyüp değişirken bunları en iyi şekilde uygulamak için yeni yollar denemekten çekinmeyin. Tekrar söylüyoruz, ebeveynlik uzun vadeli düşünmeye ihtiyaç duymaktadır.

Bu 8 ipucundan herhangi birini denediniz mi? Hangileri sizin için kolaydı? Daha zordu? Yorumlarda bizimle bunları paylaşın!

Bu yazı “8 Ways to Strengthen Attachment with Your Child” başlıklı yazıdan Türkçeye çevrilmiştir.

Yazının orjinal linkine ulaşmak için tıklayınız.

Bu yazı Gözde Çağar tarafından Hayat Sende Derneği adına Türkçeye kazandırılmış, kontrolü Mert Akçay tarafından yapılmıştır.

Pozitif sosyal dönüşüm için bağışlarınızla destek olun. Bağış yapmak için tıklayınız.

Anahtar kelimeler: koruyucu aile, evlat edinme, koruma altındaki çocuk, yetiştirme yurdu, çocuk koruma sistemi